Bir kafedeyim. Karşımda en sevdiğim ddostm oturuyor, belki yıllardır görüşmemişiz. Hararetli bir şekilde hayatın gidişatından, eskilerden bahsediyor.
Ama o konuşurken, gözüm istemsizce masanın kenarında duran o kara kutuya kayıyor. Ekran karanlık. Ses yok. Titreşim yok.
Ama ben orada bir “şey” olduğundan, birilerinin beni aradığından ya da dünyanın geri kalanında kaçırmam gereken bir olay olduğundan o kadar eminim ki.
Dostumun cümlesi bitmeden, refleksif bir hareketle tuş kilidini açıyorum.
Sonuç? Hiçbir şey. Sadece bir banka reklamı ya da oynamadığım bir oyunun “seni özledik” bildirimi.
Telefonu kapatıp masaya koyuyorum ama o kısa an, büyüyü bozmaya yetiyor. Anda değilim, oradayım; o kara kutunun içinde.
Tanıdık geldi mi? Hoş geldiniz. Sizde de modern zamanların en sinsi ve yaygın salgını var: Bildirim Açlığı.
Ivan Pavlov, 1900’lerin başında köpekler üzerinde meşhur bir deney yaptı. Köpeklere et vermeden hemen önce bir zil çaldı. Bir süre sonra köpekler, et ortada olmasa bile, sadece zil sesini duyduklarında salya akıtmaya başladılar.
Pavlov buna “Şartlı Refleks” dedi.
Yıl 2025.
Pavlov’un o meşhur laboratuvarı artık tüm dünya. Denekler ise biziz.
Zil sesi mi? O da cebinizdeki akıllı telefonun “Ding!” sesi veya masanın üzerinde yanıp sönen o sinsi, küçük ışık.
Eğer telefonunuz titrediğinde eliniz gayri ihtiyari cebinize gidiyorsa, üzgünüm ama iradeniz hacklenmiştir.
Siz artık özgür bir birey değil, dürtüleri Silikon Vadisi’ndeki mühendisler tarafından yönetilen, şartlanmış bir canlısınız.
Buna “bağlantıda kalmak” diyorsunuz. Ben ise buna “Dijital Kölelik” diyorum. İşte o masum görünen bildirim ışığının arkasındaki korkunç mekanizma:
1. Değişken Ödül: Kumarhaneyi Cebinizde Taşıyorsunuz
Neden telefonumuzu kontrol etmeden duramıyoruz? Neden o ışık yanıp söndüğünde beynimizde havai fişekler patlıyor?
Cevap, kumar makinelerinin (slot machine) çalışma prensibinde gizli: Değişken Aralıklı Ödül (Variable Reward).
Eğer bir kolu çektiğinizde her zaman aynı ödülü kazansaydınız, bir süre sonra sıkılırdınız.
Ama ödülün ne zaman geleceğini ve ne kadar büyük olacağını bilmiyorsanız (belki şimdi, belki 5 dakika sonra, belki büyük ikramiye), beyniniz o belirsizlik yüzünden çıldırır ve sürekli o kolu çekmek ister.
Telefonunuz tam olarak budur.
Ekranı her açtığınızda bir belirsizlik vardır:
- “Acaba kim mesaj attı?” (Ödül)
- “Fotoğrafım kaç like aldı?” (Ödül)
- “Önemli bir mail mi geldi?” (Ödül)
- “Yoksa hiçbir şey yok mu?” (Ceza)
Bildirim ışığı, kumar makinesinin koludur. O ışık yandığında, beyninizdeki Dopamin (haz hormonu) tavan yapar. İçeriğin ne olduğunun önemi yoktur; önemli olan o “acaba?” hissidir.
Silikon Vadisi mühendisleri, bu mekanizmayı bilerek ve isteyerek tasarladılar. Sizin dikkatiniz, onların para birimidir.
2. FOMO: Mağara Adamının Modern Korkusu
Bildirim sesini duyup bakmadığınızda hissettiğiniz o huzursuzluğu biliyorsunuz, değil mi? “Ya önemli bir şey kaçırıyorsam?”
Buna FOMO (Fear of Missing Out – Gelişmeleri Kaçırma Korkusu) denir. Ama kökeni Instagram değil, taş devridir.
Atalarımız için kabilenin dışında kalmak, habersiz olmak “ölüm” demekti. Eğer gruptan gelen sinyalleri (tehlike uyarısı, dedikodu, sosyal statü) kaçırırsanız, hayatta kalamazdınız.
Beynimiz hala o ilkel yazılımla çalışıyor.
Telefonunuzdaki her bildirim, beyninizin amigdala bölgesine (korku merkezi) şu mesajı gönderir: “Hey! Kabilende bir şeyler oluyor. Bakmazsan dışlanırsın. Bakmazsan ölürsün.”
Oysa gerçek şu: O bildirim muhtemelen bir kargo reklamı veya arkadaşınızın kahve fotoğrafı. Hayati bir tehlike yok. Ama beyniniz bunu ayırt edemiyor. O yüzden o bildirimi “görmezden gelmek” fiziksel bir acı veriyor.
3. Derinleşme Yeteneğinin İntiharı
Bir kitap okurken, bir yazı yazarken veya sevgilinizle sohbet ederken o ışık yandığında ne oluyor?
Gözünüz kayıyor. “Sadece 2 saniye bakıp bırakacağım” diyorsunuz.
Yalan.
Bilimsel araştırmalar, dikkatiniz bir kez dağıldığında, tekrar aynı odaklanma seviyesine (Flow) dönmenizin ortalama 23 dakika sürdüğünü gösteriyor.
Sürekli bildirimlerle bölünen bir beyin, “derinleşme” yeteneğini kaybeder. Tıpkı sürekli kesilen bir uyku gibi; dinlenemezsiniz, üretemezsiniz. Sadece yüzeysel sularda çırpınırsınız.
Bugün insanların uzun makaleleri okuyamamasının, karmaşık problemleri çözememesinin sebebi “aptallaşmaları” değil; “odaklanma kaslarının” bildirimler tarafından lime lime edilmesidir.
4. “Sessiz Mod” Yetmez, “Görmeme Modu” Gerek
“Benim telefonum sessizde” demeyin. Masanın üzerinde duran, ekranı size dönük o telefon, sessiz olsa bile bir tehdittir.
Yapılan deneyler, telefonun sadece görüş alanında olmasının bile (kapalı olsa dahi!) bilişsel kapasiteyi %20 oranında düşürdüğünü kanıtladı. Beyniniz, bilinçaltında sürekli “Acaba ışık yanacak mı? Acaba bakmalı mıyım?” diye enerji harcar.
Buna “Beyin Sızıntısı” (Brain Drain) denir. Telefonunuz masadayken, beyninizin bir kısmı sürekli nöbettedir. Tam kapasiteyle düşünemezsiniz.
Gerçek bir sohbet, gerçek bir okuma, gerçek bir üretim için o telefonun başka bir odada olması gerekir.
5. Efendi Kim, Köle Kim?
Teknoloji bir araçtır. Çekiç gibi. Çekici ihtiyacınız olduğunda elinize alırsınız, çivi çakarsınız ve yerine koyarsınız. Çekiç size “Hey beni eline al, hadi bir şeyler çakalım” diye yalvarmaz.
Ama telefon bir çekiç değildir.
O, sizi çağıran, sizi manipüle eden, ilginizi talep eden aktif bir efendidir.
Sabah uyandığınızda ilk işiniz o ekrana bakmaksa, gece yatarken son gördüğünüz şey o ışıksa; gün içinde her boşlukta eliniz ona gidiyorsa.
Dürüst olun: Telefonu siz mi kullanıyorsunuz, yoksa telefon mu sizi kullanıyor?
Işığı Söndür, Zihnini Aydınlat
Dijital dünyadan tamamen kopun demiyorum. Bu gerçekçi değil.
Ama kontrolü geri almanız şart.
O bildirimleri kapatın.
Whatsapp, Instagram, Twitter. Hiçbirinin size “Ding!” diye emir vermesine izin vermeyin. Siz ne zaman isterseniz o zaman girip bakın.
Telefonu yatak odanızdan çıkarın. Yemek masasına koymayın. Özgürlük, o ışık yandığında bakmama iradesidir.
Pavlov’un köpeği olmayı reddedin.
Çünkü hayat, o ekranın içinde değil; ekranı kapattığınızda başınızı kaldırıp gördüğünüz yerdedir.


Telefonu kapatıp masaya koyuyorum ama o kısa an, büyüyü bozmaya yetiyor. Anda değilim, oradayım; o kara kutunun içinde. İşte bu ben 🙂 Ya artık benim de, karşımda oturan arkadaşımın da gözü telefonda. Bunu kabullendim. Arkadaşım bana saygısızlık yapıyor diye düşünmüyorum. Çünkü ben de bakıyorum 🙁 Önerilere gelince. Herkes, her şeyi biliyor hocam. Önemli olan niyet. O da biz de yok. Şimdilik.
Maalesef hal-i pürmelalimiz aynı. Ben, gündelik hayatta tuşlu telefon kullanıyorum.
Ancak iş yerinde WhatsApp uygulamasını olan bir telefon elime tutuşturuldu. Mecburiyetten kullanıyorum. Yazılara gelen yorum vs işlerini de bu telefondan yürütüyorum.
Bir kaç uygulama hariç tüm bildirimler kapalı kimse keyfimi bozamaz istem dışı güncelleme ile bildirimler açılsa bile kapatırım.
İşte biz tam olarak o noktaya varamıyoruz. Tebrik ederim sizi.