Bir toplumu yok etmek için topları, tüfekleri veya nükleer bombaları kullanmanıza gerek yoktur.
Onların hafızasını silin, tarihlerini unutturun ve onları sadece bugünü yaşayan biyolojik canlılara dönüştürün. Yeterlidir.
Bozkırın bilgesi Cengiz Aytmatov, kitaplarını sadece “güzel hikayeler” anlatmak için yazmadı.
O, Sovyet Rusya’nın demir yumruğu altında ezilen, kimliği silinmeye çalışılan bir coğrafyanın çığlığıydı. Ancak bugün onun eserlerini tekrar okuduğumuzda, o çığlığın sadece geçmişe değil, bizzat bugünün dijital çağına atıldığını görüyoruz.
Aytmatov’u anlamak; Kırgız edebiyatını değil, insanın kendi onurunu nasıl koruyacağını anlamaktır.
Bugün, Cengiz Aytmatov’un “efsane yazar” olmasının ötesine geçip, bize tuttuğu o korkunç aynaya, yani Mankurtizm gerçeğine bakacağız.
1. Mankurtlaşmak: Deve Derisinden Akıllı Telefonlara
Aytmatov’un başyapıtı Gün Olur Asra Bedel’de anlattığı o tüyler ürpertici efsaneyi hatırlayın: Mankurt.
Efsaneye göre, Juan-Juanlar esir aldıkları gençlerin saçlarını kazır, kafalarına taze deve derisi geçirir ve onları güneşin altında bırakırlardı.
Kuruyan deri kafatasını sıktıkça, esir dayanılmaz acılar çeker ve sonunda hafızasını tamamen yitirirdi. Annesini, babasını, adını, dinini, milletini unuturdu.
Geriye sadece sahibinin sözünden çıkmayan, karnını doyurmak dışında hiçbir derdi olmayan, itaatkar bir köle kalırdı.
Şimdi bu “deve derisi“ni çıkarın, yerine ekranları koyun.
Bugün kimse kafamıza zorla deve derisi geçirmiyor. Ama algoritmalar, sonsuz kaydırma döngüleri (doomscrolling) ve popüler kültürün yüzeysel içerikleri; zihnimizi aynen o deri gibi sıkıştırıyor.
Tarihinden kopuk, atasını tanımayan, sadece önüne konulan “trendleri” tüketen ve efendileri (küresel sermaye, sosyal medya devleri) ne derse onu yapan milyonlarca modern Mankurt var aramızda.
Aytmatov bize şunu haykırıyor: “Hafızası olmayanın, geleceği de olmaz.” Eğer kim olduğunuzu unutursanız, başkalarının size biçtiği “kullanıcı” kimliğine razı olursunuz.
2. Tabiatın Çığlığı ve Betonlaşan Ruhlar
Aytmatov sadece insanın değil, doğanın da hafızasını tutan bir yazardı. Dişi Kurdun Rüyaları veya Elveda Gülsarı’da hayvanları birer roman kahramanı gibi değil, birer vicdan olarak işledi.
Ona göre insan, doğaya hükmeden bir tiran değil, onun bir parçasıydı. Ancak modernite, insanı doğadan kopardı. Plaza katlarına, beton sitelere hapsolan bizler, toprağın kokusunu unuttuk.
Aytmatov’un eserlerindeki atlar, kurtlar ve develer; aslında kaybettiğimiz o saf, bozulmamış fıtratımızın sembolleridir.
Bugün iklim krizinden bahsediyoruz, ama Aytmatov bunu yıllar önce “ruhsal bir kriz” olarak tanımlamıştı. Doğaya ihanet eden insan, aslında kendi varoluşuna ihanet etmektedir.
Gülsarı adındaki o atın ölümü, sadece bir hayvanın ölümü değil, bir devrin ve bir ahlakın çöküşüdür.
3. Aşkın En Cesur Hali: Cemile
Fransız şair Louis Aragon, Aytmatov’un Cemile adlı eseri için “Dünyanın en güzel aşk hikayesi” demişti. Neden? Çünkü Cemile, sadece “birine aşık olan bir kadın” değildi.
Cemile; töreye, baskıya, “elalem ne der” korkusuna ve savaşın getirdiği umutsuzluğa başkaldıran bir kadındı.
Aytmatov, aşkı anlatırken onu arabesk bir acı olarak değil, bir devrim olarak resmetti.
Günümüzün “ilişki” adı altında yaşanan, hızla tüketilip atılan, sadakatin ve fedakarlığın “enayilik” sayıldığı dünyasında, Cemile’nin duruşu bir tokat gibidir.
Aytmatov bize, gerçek sevginin bir konfor alanı değil, bir cesaret testi olduğunu öğretir.
4. Beyaz Gemi ve Çocuk Masumiyetinin İntiharı
Ve Beyaz Gemi… O küçük çocuğun, kirlenmiş dünyada kendine yer bulamayıp bir balık olup yüzüp gitmek istemesi…
Aytmatov, dünyayı bir çocuğun gözünden anlatmayı severdi. Çünkü çocuk, henüz Mankurtlaşmamış olandır. Henüz yalan söylemeyi öğrenmemiştir.
Ancak dünya o kadar kirlidir ki, o masumiyet ya Beyaz Gemi’deki gibi kendini yok eder ya da büyüyüp o çarkın bir dişlisi olur.
Bu roman, hepimize sorulan en zor sorudur: İçindeki o masum çocuğu koruyabildin mi, yoksa onu “büyümek” uğruna kurban mı ettin?
Uyanmak İçin Okumak
Cengiz Aytmatov, sadece “Kırgız yazar” veya “Türk dünyasının kalemi” etiketlerine sığdırılamaz. O, evrensel bir uyarıcıdır.
Onun kitapları, gece uyumadan önce okunacak tatlı masallar değildir. O kitaplar, uykunuzu kaçırmak için vardır.
Sizi, kafanıza geçirilen o modern deve derisini yırtıp atmaya zorlar.
Bugün aynaya bakın ve kendinize sorun:
Hatıralarım bana mı ait, yoksa bana mı yüklendi? Düşüncelerim benim mi, yoksa kitlelerin yankısı mı? Ben hür bir insan mıyım, yoksa modern bir Mankurt muyum?
Eğer bu sorular canınızı yakıyorsa, hala umut var demektir. Aytmatov’u şimdi, hemen, yeniden okuyun.
Ama bu sefer bir roman gibi değil, bir kurtuluş reçetesi gibi okuyun.

