2025 yılındayız ve İslam dünyasının ebeveyn forumlarında, WhatsApp gruplarında ve dergilerinde hala aynı bayat, korku kokan tartışma dönüp duruyor:
Müslüman çocuklar fantastik roman okumalı mı? Harry Potter çocuğumu dinden çıkarır mı? Yüzüklerin Efendisi şirke kapı aralar mı?
Bu sorunun kendisine, daha cevaba geçmeden önce bir tokat atmamız gerekiyor.
Çünkü bu sorunun sorulma şekli, modern Müslüman ebeveynliğinin temelindeki derin bir hastalığı ifşa ediyor: Aşağılık kompleksiyle harmanlanmış, paranoyak bir yetersizlik hissi.
Eğer bir ebeveyn, çocuğunun eline aldığı 300 sayfalık bir kurgu romanla, yıllardır evde verdiği (veya verdiğini sandığı) dini eğitimin çökmesinden korkuyorsa, ortada kitaptan çok daha büyük bir sorun vardır.
O evde bir iman inşa edilmemiştir; o evde sadece yasaklarla ayakta duran, ilk rüzgarda yıkılmaya mahkum, kartondan bir korku kulesi inşa edilmiştir.
Bu yazı, okuyun ama dikkatli olun diyen o ılımlı, orta yolcu, nabza göre şerbet veren yazılardan biri değil.
Bu yazı, fantastik edebiyatı yasaklamanın neden bir entelektüel intihar olduğunu ve çocuklarınıza asıl kötülüğü onları koruyarak yaptığınızı yüzünüze vurmak için yazıldı.
Cevabı en baştan verelim: Evet, okumalılar. Hem de yutarak, sindirerek, analiz ederek okumalılar. Neden mi? Gelin, korkakların inine girelim.
Bölüm 1: İmanları Zedelenir Yalanı ve Çocuğun Zekasına Hakaret
Hayır cephesinin en büyük argümanı, fantastik kurgudaki büyü, çok tanrılı mitolojik ögeler veya olağanüstü güçlerin, çocuğun Tevhid inancını sarsacağı iddiasıdır. Bu iddia, çocuğun zihinsel kapasitesine yapılmış en büyük hakarettir.
Çocuklar, yetişkinlerin sandığından çok daha zekidir. Bir çocuk Harry Potter okuduğunda, eline süpürge alıp balkondan atlamaz. Bir çocuk Percy Jackson okuduğunda, camiye gitmeyi bırakıp Zeus’a kurban kesmeye başlamaz.
Çocuk zihni, oyun/kurgu ile gerçeklik/hakikat arasındaki çizgiyi, bazen o paranoyak yetişkinlerden çok daha net çizer.
Buna İnançsızlığın Askıya Alınması (Suspension of Disbelief) denir. Çocuk o evrene girdiğinde kuralların farklı olduğunu bilir, kitabı kapattığında ise yerçekiminin ve Allah’ın kanunlarının geçerli olduğu dünyaya geri döner.
Eğer 12 yaşındaki çocuğunuz, okuduğu kurgu bir ejderhanın gerçekliğine inanıp Allah’ı sorguluyorsa, suç Tolkien‘de veya Rowling‘de değildir. Suç, çocuğuna Allah‘ı, varlığı ve hakikati; bir masal kahramanından ayırt edemeyecek kadar sığ ve temelsiz anlatan sizdedir.
İmanı pamuk ipliğine bağlı olanlar, rüzgar esmesin diye pencereleri kapatırlar. İmanı çelik halat gibi sağlam olanlar ise fırtınada bile yürürler. Siz çocuğunuzu hangisi olarak yetiştiriyorsunuz?
Bölüm 2: Helalleştirilmiş Sanat Çöplüğü ve Vasatlığa Övgü
Gelelim işin piyasa kurnazlığına. Orijinal tartışmayı başlatan makalede de gördüğümüz gibi, fantastik edebiyata karşı çıkanların çoğu, aslında size alternatif satmaya çalışan tüccarlardır.
Argüman şudur:
Batılı fantastik kitaplarda Allah yok, İslami değerler yok. O yüzden çocuğunuz onları okumasın, gelsin benim yazdığım, içinde bol bol Subhanallah diyen karakterlerin olduğu, namaz kılan uçan halıların gezdiği kitabı okusun.
Buna ticarette Problem Yarat, Çözüm Sat denir. Ama edebiyatta buna Kitsch (Rüküş/Bayağı Sanat) denir.
Sanat ve edebiyat, propaganda aracı değildir. Bir hikayenin İslami olması için, karakterin her iki sayfada bir ayet okuması veya yazarın size parmak sallayarak ahlak dersi vermesi gerekmez.
Bu, edebiyat değil, sıkıcı bir vaazdır. Ve çocuklar, vaaz kokan kitaplardan nefret ederler. Onları bu kalitesiz, edebi derinliği olmayan, sadece bizden biri yazdı diye pohpohlanan kitaplara mahkum etmek, çocuğun estetik zevkini ve kalite algısını köreltmektir.
İyi bir fantastik eser (ister Müslüman yazsın ister Ateist), evrensel hakikatleri işler:
- Güç yozlaştırır (Yüzüklerin Efendisi).
- Ölüm bir son değil, bir geçiştir (Narnia Günlükleri).
- Fedakarlık, sevginin en yüksek biçimidir (Harry Potter).
Bu temalar İslam’a aykırı mıdır? Hayır, İslam’ın fıtrata koyduğu kodların ta kendisidir.
İlla ki Besmele ile başlayan bir büyü asası görmek istiyorsanız, siz edebiyat değil, kendinizi onaylatacak bir ayna arıyorsunuz demektir. Çocuğunuzu vasatlığa alıştırmayın.
Bölüm 3: Stratejik Bir Zorunluluk Olarak Fantastik Kurgu
Müslüman çocuklar fantastik roman okumalıdır, çünkü bu bir hayatta kalma ve liderlik meselesidir. İşte nedenleri:
A. Kültürel Okuryazarlık ve Gettodan Çıkış
Dünya, bu hikayeler üzerinden konuşuyor. Batı medeniyetinin modern mitolojisi artık Yunan tanrıları değil; Star Wars, Marvel, Tolkien ve Rowling evrenleridir. Bu, küresel bir dildir.
Bugün üniversitede veya bir şirkette bir liderlik tartışması yapılırken Sauron’un Gözü metaforu kullanıldığında veya Voldemortvari bir yönetim dendiğinde, sizin çocuğunuz O ne? Annem bana onları okutmadı, haram dedi diye bön bön bakarsa, o masada ciddiye alınmaz. O, kültürel kodları okuyamayan bir yabancı olarak kalır.
Çocuklarımızın o masalarda oturmasını, o kodları bilmesini ama o kodlara mahkum olmamasını istiyoruz.
Düşmanı tanımadan, düşmanın literatürünü bilmeden, düşmanın hayal dünyasını anlamadan, dünyaya nizam veremezsiniz. Kendi gettonuzda, sadece kendinize benzeyenlerle konuşarak dünyayı değiştiremezsiniz.
B. Hayal Gücü Kası ve İnovasyon
Müslüman dünyasının bugünkü en büyük sorunu nedir? Petrolsüzlük mü? Parasızlık mı? Hayır. Hayal gücü kısırlığıdır.
Biz, olanla yetinmeyi erdem sanan, icat çıkarma diyen bir nesil yetiştirdik. Oysa fantastik kurgu, zihnin Ya şöyle olsaydı? sorusunu sorma antrenmanıdır.
Fizik kurallarının, biyolojinin, toplum yapısının farklı olduğu dünyaları hayal edebilen bir zihin, bu dünyadaki sorunlara da kutunun dışından bakabilir.
İbn Sina, El-Cezeri veya Ali Kuşçu gibi adamlar, zihinleri prangalı tipler değildi. Onlar, sınırların ötesini düşünebilen, imkansız kelimesini kabul etmeyen zihinlerdi.
Bugün çocuğunuzun elinden ejderhaları alırsanız, yarın ondan roket yapmasını, yapay zeka tasarlamasını beklemeyin. Sadece muhasebeci olur, statükoyu korur. İnovasyon, saçma görüneni hayal etmekle başlar.
C. Metafizik ve Gayb İdrakı
Belki de en ironik nokta budur: Fantastik kurgu, materyalist (maddeci) dünya görüşüne vurulan en büyük darbedir.
Modern eğitim sistemi çocuğa ne der? Sadece gördüğüne inan. Madde her şeydir. Bilim tek gerçektir.
Fantastik kurgu ise ne der? Görünenin ötesinde bir alem var. Madde, hakikatin sadece bir yüzüdür. Mucize mümkündür. Görünmeyen güçler (iyilik ve kötülük) savaş halindedir.
Bu zihin yapısı, İslam’ın Gayb (Görünmeyen Alem) inancına, katı bir materyalistten çok daha yakındır.
Meleklere, cinlere, ahirete, mucizelere iman eden bir dinin mensupları olarak; olağanüstü kavramına açık zihinler yetiştirmek işimize gelir.
Fantastik kurgu, ruhun madde hapishanesinden kaçıp nefes aldığı o penceredir. O pencereyi kapatırsanız, çocuğu materyalizmin kucağına itersiniz.
Bölüm 4: Metodoloji: Yasaklama, Yönet! (Sansür Değil, Filtre)
Peki, ne yapacağız? Oğlum al bu sınırsız interneti, ne okursan oku mu diyeceğiz?
Elbette hayır. Acımasızlık, sorumsuzluk demek değildir. Ebeveynlik, kapıda bekçilik yapmak değil, çocuğun zihnine antivirüs programı yüklemektir.
Buna Filtre Yöntemi diyoruz.
Çöpü Ayıklayın: Fantastik edebiyatın %90’ı çöptür. Ticari kaygılarla yazılmış, şiddet pornosuna dönen veya sapkın ideolojileri (cinsiyetsizlik vb.) kör göze parmak dayatan eserleri evinize sokmayın.
Ama bunu fantastik olduğu için değil, kalitesiz ve zararlı olduğu için yapın. Tolkien okutun, Le Guin okutun, C.S. Lewis okutun. Klasiklere yönelin.
Birlikte Okuyun ve Kritik Yapın: Çocuğunuz kitabı bitirdiğinde, o kitap hakkında konuşun. Ama polis sorgusu gibi değil, entelektüel bir tartışma gibi:
- Sence Saruman neden taraf değiştirdi? Güç onu nasıl zehirledi?
- Harry’nin yaptığı o fedakarlık, sence İslam’daki hangi kavrama benziyor?
- Bu kitaptaki tanrı tasviri ile bizim Allah inancımız arasındaki farkı görebildin mi?
İşte eğitim budur. Yasaklamak, çocuğu cahil bırakır. Okutup, üzerine konuşup, yanlışı ve doğruyu ayırt etmesini sağlamak, çocuğu alim ve hakim kılar.
Alternatif Üretin (Ama Çakmasını Değil): Eğer mevcut literatürden memnun değilseniz, “Müslüman Harry Potter” yazmaya çalışmayın.
Kendi köklerinizden (Şehname, Dede Korkut, Binbir Gece, Battal Gazi) beslenen ama evrensel dilde konuşan, özgün ve kaliteli eserler talep edin veya yazın.
Ama bunu yaparken tebliğ kaygısıyla değil, sanat kaygısıyla yapın. Çünkü en iyi tebliğ, mükemmel yapılmış iştir.
Fanus Çatladığında
Yazıyı bitirirken sizi rahatsız edecek son bir gerçeği hatırlatayım:
Sizin o kurduğunuz steril, korunaklı, sadece helal kitapların olduğu fanus, çocuğunuz üniversiteye gittiği gün, hatta internetle tanıştığı ilk gün paramparça olacak.
Eğer çocuğunuzu o güne kadar sadece fanusun içindeki oksijenle yaşattıysanız, fanus kırıldığı an dışarıdaki havayı soluyamayacak ve boğulacak.
İlk ateist profesörle karşılaştığında, ilk felsefi soruyu duyduğunda, ilk kaliteli ama İslami olmayan sanat eserini gördüğünde; sudan çıkmış balığa dönecek.
Ama eğer çocuğunuzu; ejderhalarla yüzleşmiş, Gandalf’ın bilgeliğini süzgecinden geçirmiş, Voldemort’un kötülüğünü analiz etmiş, mitolojiyi de teolojiyi de bilen, bağışıklık sistemi güçlü bir zihinle yetiştirdiyseniz. İşte o zaman korkmanıza gerek yok.
O çocuk, hangi karanlık ormana girerse girsin, pusulası şaşmaz. Çünkü o, imanı yasaklarda değil, bilginin ve irfanın gücünde bulmuştur.
Çocuklarınıza güvenin. Onlara verdiğiniz temele güvenin.
Ve Allah aşkına, bırakın şu çocuklar biraz ejderha avlasın.


Buna ticarette Problem Yarat, Çözüm Sat denir. Ama edebiyatta buna Kitsch (Rüküş/Bayağı Sanat) denir. Yazık, gerçekten yazık hocam. Tek gerçeklik, menfaat olmuş.
Maalesef Cem Hocam,
Kapitalizmin en ustaca numarası, hayatın her alanını hatta hayal gücünü bile bir ürüne dönüştürmesidir. Birileri çıkıp Batılı fantastik kitaplarda Allah yok, o yüzden çocuğunuza okutmayın dediğinde aslında inancı değil, pazar payını koruyor.
Önce korkuyu, eksikliği, kültürel tehdit algısını yaratıyor; sonra da çözüm diye kendi ürettiği metni satmaya çalışıyor.
Bu, kapitalizmin klasik manevrasıdır: Sorunu sen üret, ardından o sorunun tek ilacıymış gibi kendini sun.
Kapitalizm, sanatın ruhunu değil, ambalajını önemser. İster dini motifli olsun ister büyülü, ister uçan halı gezdirsin ister ayet dolu olsun… yeter ki satılabilir olsun.
Böylece edebiyat, estetik üretim olmaktan çıkıp kimlik pazarlamasına dönüşüyor. İnsanların endişeleri, değerleri, dindarlıkları bile metalaştırılıyor.
Sonuç mu? Edebiyat fakirleşiyor, okur aptallaştırılıyor, kültür alanı şirket mantığının oyun bahçesine dönüyor.