Haz ve Neşe Paradoksu: Modern Eğlence Neden Bizi Mutsuz Ediyor?

AEğleniyoruz ama neşeli değiliz? Gürültülü sadakat gösterileri, liyakat ve nasip kavramı üzerine, sessizliğin gücünü savunan derinlikli bir deneme. white sphere with a sad face painted on it.

İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde, “eğlenceye” bu kadar kolay ulaşamamıştık. Cebimizde sınırsız komedi videoları, evimizde binlerce filmlik dijital kütüphaneler, parmak ucunda oynanan oyunlar, her saniye akan renkli görüntüler.

Roma imparatorları bile bizim bir gecede tükettiğimiz eğlenceye hayatları boyunca ulaşamazdı.

Mantıken, tarihin en mutlu nesli olmamız gerekirdi, değil mi?

Ama veriler tam tersini söylüyor. Antidepresan kullanımı rekor seviyede. Kaygı bozukluğu (anksiyete) küresel bir salgın. Yalnızlık hissi, kalabalık şehirlerin en büyük vebası.

Peki, nerede hata yapıyoruz? Neden kahkaha atarken içimiz kan ağlıyor?

Sorunun cevabı basit ama can yakıcı: Biz “Hazzı” (Pleasure), “Neşe” (Joy) ile karıştırdık. Ve sürekli haz pompalayan bir sistemin içinde, neşeyi, yani ruhun gıdasını aç bıraktık.

İşte modern insanın en büyük yanılgısı ve “eğlenirken çürümenin” anatomisi:

1. Biyolojik Tuzak: Dopamin vs. Serotonin

Modern eğlence kültürü, bizi biyolojik bir tuzağa düşürdü. Bu tuzağın adı: Dopamin.

Sosyal medyada bir “like” aldığınızda, komik bir kedi videosu izlediğinizde veya şekerli bir şeyler yediğinizde beyniniz Dopamin salgılar.

Dopamin, “ödül” kimyasalıdır. Hızlıdır, yoğun hissettirir ama çok kısa sürer. Ve en kötüsü; her seferinde aynı hazzı almak için daha fazlasına ihtiyaç duyarsınız. Bu bir bağımlılık döngüsüdür.

Neşe ise Serotonin ve Oksitosin ile ilgilidir. “Huzur” ve “Bağ Kurma” kimyasıdır. Yavaştır, inşa edilmesi gerekir ama kalıcıdır.

Bugün biz, fast-food yiyerek beslendiğini sanan insanlar gibiyiz. Ruhumuzu “eğlence fast-food’u” ile, yani dopaminle şişiriyoruz. Karnımız tok (sürekli eğleniyoruz) ama hücrelerimiz aç (neşesiziz).

Eğlence bittiği an, ekran karardığı an üzerimize çöken o karanlık hissin sebebi budur: Dopamin çekilmesi.

2. Uyuşturucu Olarak Eğlence: “Pürüzsüzlük Toplumu”

Filozof Byung-Chul Han, günümüz toplumunu “Palyatif Toplum” (Acı dindiren toplum) olarak tanımlar.

Eskiden eğlence, çalışmanın ödülüydü. Bir kutlamaydı. Bugün ise eğlence, bir kaçış planı.

  • İş yerindeki stresten kaçmak için Netflix’e sığınıyoruz.
  • Gelecek kaygısını düşünmemek için Instagram’da kayboluyoruz.
  • Yalnızlığımızla yüzleşmemek için oyun oynuyoruz.
  • Eğlenmiyoruz, uyuşuyoruz.

Modern eğlence, hayatın acılarına, zorluklarına ve o “varoluşsal sancıya” karşı aldığımız bir ağrı kesicidir. Sorun şu ki; acıyı hissetmeyen insan, iyileşemez de.

Acıdan kaçmak için sürekli eğlenen insan, aslında büyümeyi reddeden insandır.

Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya romanında, insanların “Soma” adlı bir hapla sürekli mutlu ve eğlenceli tutulduğu, kimsenin üzülmediği ama kimsenin “insan” da olmadığı bir distopya çizmişti. 2025 yılında o hapı yutmamıza gerek kalmadı; ekranlarımız o işi görüyor.

3. Tüketilen Haz vs. Üretilen Neşe

Eğlence ve Neşe arasındaki en temel fark, eylemin yönüdür.

Eğlence (Haz) Pasiftir: Size dışarıdan verilir. Birisi filmi çeker, siz izlersiniz. Birisi espriyi yapar, siz gülersiniz. Siz sadece bir “tüketicisinizdir“. Cüzdanınızla veya zamanınızla satın alırsınız.

Neşe Aktiftir: Sizin içinizden dışarıya taşar. Zor bir parçayı piyanoda çalmayı başardığınızda, bir dostunuzla derin bir sohbet ettiğinizde, bir bahçe ektiğinizde veya bir yazı yazdığınızda neşe duyarsınız.

Haz “harcar“, neşe “çoğaltır“.

Tüketim toplumunun bize attığı en büyük kazık, mutluluğun “satın alınabilir” bir şey olduğuna inandırmasıdır. “Şu tatile git, mutlu ol“, “Şu konsere git, eğlen“.

Oysa neşe, parayla değil, emekle elde edilir. Emeksiz mutluluk, saman alevi gibidir; parlar ve söner. Külünden başka bir şey kalmaz.

4. Gürültülü Yalnızlık: “Ben Buradayım” Çığlığı

Gece kulüplerine, konserlere veya sosyal medyadaki “eğleniyoruz” pozlarına dikkatle bakın. Orada kolektif bir neşe mi görüyorsunuz, yoksa kalabalık içinde yankılanan bir yalnızlık mı?

Guy Debord, Gösteri Toplumu’nda, modern yaşamın “olmaktan” çıkıp “görünmeye” dönüştüğünü söyler.

Biz artık eğlenmek için eğlenmiyoruz; “eğleniyor görünmek” için eğleniyoruz.

O konser videosunu Story’ye atarken hissettiğimiz şey müziğin coşkusu değil, “Bakın benim hayatım ne kadar harika” demenin getirdiği o narsist tatmin (ve arkasındaki derin güvensizlik).

Gerçek neşe sessizdir. Kanıtlama ihtiyacı duymaz. Kahkaha atarken fotoğraf çekmek aklınıza gelmiyorsa, gerçekten eğleniyorsunuzdur.

Ama o anı dondurup başkalarına sunma telaşına düştüyseniz, o artık bir eğlence değil, bir performanstır. Ve her performans yorar.

5. Sıkıntıdan Korkmayın: Yaratıcılığın Doğduğu Yer

Modern insan “sıkılmaktan” ölümüne korkar. Boş kalan her 5 saniyeyi telefonla doldurur. Asansörde, tuvalette, kırmızı ışıkta.

Oysa Neşe, sıkıntının içinden doğar.

Çocukları düşünün. Ellerinden tableti aldığınızda önce mızmızlanırlar (dopamin yoksunluğu), sonra sıkılırlar, ama en sonunda kendi oyunlarını kurmaya başlarlar (yaratıcılık ve neşe).

Biz yetişkinler, o “sıkılma” aşamasına tahammül edemediğimiz için, yaratıcılık aşamasına asla geçemiyoruz. Sürekli dışarıdan gelen uyarıcılarla beynimizi meşgul ediyoruz.

Kendi iç sesimizi duyamayacak kadar gürültülü bir hayat yaşıyoruz.

Ekranı Kapat, Hayata Dön

Eğlence kötü değildir. Sorun, eğlencenin hayatın “tuzu biberi” olması gerekirken, “ana yemeği” haline gelmesidir. Sadece tuz yiyerek beslenemezsiniz.

Ruhunuzun neşeye ihtiyacı var. Ve neşe, Netflix’in “Sonraki Bölüm” butonunda değil.

  • Neşe, zor bir şeyi başarmakta gizli.
  • Neşe, yüz yüze bakarak yapılan bir sohbette gizli.
  • Neşe, bir şeyler üretmekte gizli.

Bu yazıyı okuduktan sonra kendinize bir iyilik yapın. Sizi uyuşturan o “eğlenceyi” kapatın. Biraz sıkılmaya izin verin. Ve sonra, tüketen değil, üreten bir insan olarak gerçek neşenin peşine düşün.

Çünkü eğlenmek, zamanı öldürmektir. Neşelenmek ise zamanı yaşamaktır.

Yazar: Nizamettin Gümüş

Gündüzleri fabrikanın o bitmek bilmeyen ritminde, akşamları ise bu ekranın başında; sadece bakıyor ve gördüklerini tasnif ediyor. Ne bir titri var ne de uyması gereken bir standardı. Modern dünyanın gürültüsünü alkışlamak yerine, o gürültünün içindeki sessiz boşlukları arıyor. Uzlaşmak, sevilmek ya da onaylanmak gibi bir derdi yok. Tek meselesi; her şeyin paketlenip bir sayıya dönüştüğü bu çağda, insan kalmanın ne demek olduğunu kendine hatırlatmak.

“Haz ve Neşe Paradoksu: Modern Eğlence Neden Bizi Mutsuz Ediyor?” için bir yorum

  1. Fikirleri değil şahısları konuşmak, bize bilmem kaç yıllardır kaybettiren şey. Bunun devamı da fanatiklik. Hem de kör bir fanatiklik. Böyle insanlardan gına geldi artık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.