Edebiyat, toplumun aynasıdır derler. Ancak 2025 yılında bu ayna, bize sadece yüzümüzü değil, ruhumuzdaki derin çatlakları, korkularımızı ve bastırdığımız arzularımızı da gösteriyor.
Goodreads Ödülleri 2025 kazananları açıklandı. Yılın en iyi kitapları bize toplum hakkında ne söylüyor?
Her yıl düzenlenen Goodreads Choice Awards (Goodreads Okur Ödülleri), sadece “yılın en iyi kitaplarını” seçen bir yarışma değildir.
Bu yıl kullanılan rekor sayıdaki 7.5 milyon oy, aslında küresel bir “ruh hali anketidir“. Milyonlarca insan, sessizce sandığa gidip şu itirafta bulundu: “Benim bu yıl en çok buna ihtiyacım vardı.”
Peki, neye ihtiyacımız varmış?
Ejderhalara mı? Katil ebeveynlerin ifşasına mı? Yoksa ölümcül bir hastalığın tarihine mi?
2025 kazananlarına baktığımızda, modern insanın içinde bulunduğu “Anlam Krizi“, “Kaçış Arzusu” ve “Dijital Travma” üçgenini net bir şekilde görüyoruz.
Gelin, kazanan kitapların satır aralarında, kendi toplumsal röntgenimizi çekelim.
1. Gerçeklikten Toplu Firar: “Romantasy”nin Zaferi ve Yalnızlık
Kazanan (Romantasy): Onyx Storm – Rebecca Yarros
Listenin en başında, kimseyi şaşırtmayan bir kategori var: “Romantasy” (Romantik Fantastik). Rebecca Yarros’un ejderhalar ve tutkulu aşklarla dolu serisi, yine milyonları peşinden sürükledi.
Neden 2025 yılında, teknolojinin zirve yaptığı bir çağda, yetişkin insanlar ejderhalara binip savaşan karakterlerin aşk hikayelerine sığınıyor?
Cevabı, modern dünyanın “duygusal kısırlığında” aramalıyız.
Zygmunt Bauman’ın “Akışkan Aşk” dediği, Tinder kaydırmalarıyla tüketilen, derinliksiz, risksiz ve taahhütsüz ilişkiler çağında yaşıyoruz.
Modern insan, gerçek hayatta bulamadığı o “büyük, tutkulu ve ölümüne” aşkı, ancak fantastik bir evrende bulabiliyor.
Ejderhalar, bizim güç arzumuzu; o epik aşklar ise yalnızlığımızı simgeliyor. Gerçek dünya o kadar gri, o kadar bürokratik ve o kadar “hesaplı” ki; ruhumuz ancak kanatlı yaratıların olduğu bir dünyada nefes alabiliyor.
Onyx Storm’un zaferi, aslında modern ilişkilerin iflasının ilanıdır. Biz artık birbirimize aşık olamıyoruz, o yüzden aşık olan elfleri ve süvarileri okuyoruz.
Bu bir hobi değil, bir toplu firar girişimidir.
2. Vitrinin Kırılışı: “Influencer Ebeveynlik” ve Çocukluğun İfşası
Kazanan (Anı/Memoir): The House of My Mother – Shari Franke
Bu yılın belki de en sarsıcı, en “gerçek” ödülü bu. Shari Franke, meşhur “8 Passengers” YouTube kanalının kızı. Yıllarca ekranda “mükemmel, mutlu aile” olarak izlediğimiz o vitrinin arkasındaki korkunç istismarı, tarikatvari baskıyı ve dijital sömürüyü anlatıyor.
Daha önce blogumda “Dijital Kölelik” ve “Vitrin Parlak Gönüller Harap” yazılarımda bahsettiğim o zehirli mekanizma, burada ete kemiğe bürünmüş durumda.
Shari Franke’nin kitabı, bize şunu haykırıyor: “İzlediğiniz o kusursuz Instagram aileleri, o neşeli YouTube vlogları yalan. Ve o yalanın bedelini, kameranın önündeki çocuklar ödüyor.”
Milyonlarca okurun bu kitaba oy vermesi, toplumun artık o sahte “influencer” dünyasından midesinin bulandığını gösteriyor. Biz artık “mış gibi” yapanları değil, o vitrinin camını kırıp kanayan ellerini gösterenleri okumak istiyoruz.
Bu kitap, dijital çağın ebeveynlerine en sert uyarıdır: Çocuğunuz sizin “içeriğiniz” (content) değildir.
3. Distopyaya Dönüş: Açlık Oyunları ve Sisteme Öfke
Kazanan (Genç Yetişkin Fantastik): Sunrise on the Reaping – Suzanne Collins
Suzanne Collins, yıllar sonra bizi tekrar Panem’e götürüyor. Açlık Oyunları’nın öncesini anlatan bu kitap, yine listeleri altüst etti.
Peki ama neden hala distopya? Neden hala totaliter rejimler, birbirini öldürmek zorunda kalan gençler ve zalim bir sistem?
Çünkü 2025 dünyası, 2010 dünyasından daha az distopik değil. Aksine, gözetim kapitalizmi (surveillance capitalism), artan gelir adaletsizliği ve iklim kriziyle birlikte, hepimiz kendimizi Panem’in birer vatandaşı gibi hissediyoruz.
Gençlerin ve yetişkinlerin bu kitaba sarılması, sadece bir nostalji değil; sisteme duyulan öfkenin bir yansımasıdır. Haymitch’in hikayesinde, kendi çaresizliğimizi ve sisteme karşı hayatta kalma mücadelemizi görüyoruz.
Distopya artık “gelecekte olacak kötü şeyler” değil, “bugün yaşadığımız saçmalığın abartılı bir aynası“.
4. Gerçeğin Soğuk Yüzü: Tüberküloz ve John Green
Kazanan (Kurgu Dışı): Everything Is Tuberculosis – John Green
Aynı Yıldızın Altında ile milyonları ağlatan John Green, bu sefer kurgusal bir kanseri değil, insanlık tarihinin en büyük seri katili olan Tüberkülozu (Verem) anlatıyor. Ve kurgu dışı kategorisinde ödülü alıyor.
Romantasy ile gerçeklikten kaçan okur, neden aynı zamanda bu kadar acı bir gerçeğe yöneliyor?
Çünkü hakikat, ne kadar acı olursa olsun, sahte bir mutluluktan daha tatmin edicidir.
Pandemi sonrası dünyada, sağlık, hastalık ve ölüm kavramlarıyla ilişkimiz değişti. John Green, bilimi ve tarihi kişisel bir anlatıyla harmanlayarak, bize “biyolojik kırılganlığımızı” hatırlatıyor.
Dijital avatarlarımızın arkasında ne kadar güçlü görünürsek görünelim, günün sonunda bir mikrop karşısında aciz biyolojik varlıklarız.
Bu kitap, insanın kibrine indirilmiş bilimsel bir çekiç darbesidir. Ve görünen o ki, okurun bu çekice ihtiyacı var.
5. Nostalji ve Bağ Kurma: Taylor Jenkins Reid
Kazanan (Tarihi Kurgu): Atmosphere – Taylor Jenkins Reid
Taylor Jenkins Reid, Evelyn Hugo ve Daisy Jones ile yaptığı şeyi tekrarlıyor: Bizi alıp geçmişin o “analog” ve “sahici” günlerine götürüyor. Bu sefer 1980’ler, astronotlar ve yıldızlar…
Nostalji, Yunanca “Nostos” (Eve dönüş) ve “Algos” (Acı) kelimelerinden gelir. Yani “eve dönememenin acısı“.
Bugünün okuru, geçmişe kaçıyor çünkü bugünün dünyasında kendini “evde” hissetmiyor. 1980’lerin o umutlu, uzay çağına bakan, insan ilişkilerinin ekranlarla bölünmediği atmosferi, modern insan için bir sığınak.
Reid’in başarısı, sadece iyi kurgu yazması değil; okurun “keşke o zaman yaşasaydım” damarını çok iyi yakalamasıdır. Biz geleceğe değil, geçmişe aşığız. Çünkü gelecek korkutucu, geçmiş ise güvenli.
6. Korku ve Tekinsizlik: Cadılar ve Kötü Tohumlar
Kazanan (Korku): Witchcraft for Wayward Girls – Grady Hendrix
Kazanan (Tarih): How to Kill a Witch – Zoe Venditozzi & Claire Mitchell
Hem kurgu hem de kurgu dışı kategorisinde “Cadıların” (Witches) yükselişi tesadüf değil.
Tarih boyunca “öteki” ilan edilen, bastırılan, korkulan kadın figürünün geri dönüşü bu.
Modern toplumda kadınların hala “bedenleri, kararları ve varoluşları” üzerinden yargılandığı bir dönemde, “Cadı” arketipi bir güç sembolüne dönüşüyor.
Okurlar, kurban edilen cadıları değil, gücünü eline alan ve sistemi sarsan kadınları okumak istiyor. Grady Hendrix’in 1970’ler Floridası’nda geçen hikayesi, sadece bir korku romanı değil; toplumsal baskının gotik bir eleştirisi.
7. Dostluğun Kurtarıcılığı: Fredrik Backman
Kazanan (Kurgu): My Friends – Fredrik Backman
İsveçli yazar Backman, Ove Adında Bir Adam ile kalbimizi kırmıştı. Şimdi My Friends ile yine insani bir damara dokunuyor: Erkek dostluğu ve bağ kurma.
Listenin geneline baktığımızda (aşk, korku, fantezi), Backman “saf insan ilişkisini” temsil ediyor.
Modernitenin yalnızlaştırdığı birey, sadece sevgiliye değil, “dosta” da muhtaç. “Dostum” diyebileceğiniz, vitrinsiz, maskesiz konuşabileceğiniz kaç kişi kaldı?
Bu kitabın ödül alması, aslında kolektif bir yalnızlığın itirafıdır. “Beni anlayan birine ihtiyacım var” diyen milyonların sesi.
Okumak Bir Teşhistir
Goodreads 2025 sonuçlarına baktığımızda, karşımızda “mutlu” bir tablo yok.
Karşımızda;
- Gerçek dünyadan sıkılıp ejderhalara koşan (Romantasy),
- Dijital yalanlardan bıkıp ifşalara sarılan (Shari Franke),
- Sistemden nefret edip isyan hikayeleri arayan (Suzanne Collins),
- Ve ölümcül gerçeklerle yüzleşmek isteyen (John Green) bir insanlık var.
Biz okuyoruz, çünkü bu dünyada var olmak canımızı yakıyor.
Kitaplar, bu yaraya bastığımız merhemlerdir.
Bazen bir ejderhanın sırtında, bazen bir verem hastanesinin koğuşunda, bazen de 1980’lerin yıldızlı göğü altında kendimizi arıyoruz.
2026’da ne okuyacağımız, 2025’i nasıl atlatacağımıza bağlı.
Ama görünen o ki; dünya bu kadar “gerçek” (ve acımasız) olduğu sürece, biz “hikayelere” sığınmaya devam edeceğiz.
Ve belki de en doğrusu budur. Ursula K. Le Guin‘in dediği gibi: “Biz ejderhaları, var oldukları için değil, ejderhalar yenilebildiği için severiz.”
Belki de okuduğumuz her kitapta, kendi hayatımızdaki o yenilmez sanılan ejderhaları (yalnızlık, anlamsızlık, ölüm) yenmenin provasını yapıyoruzdur.
İyi ki kitaplar var. Yoksa bu gerçeklik, çekilir gibi değil.


Ne güzel derli toplu bir inceleme yazısı olmuş. Dediğiniz gibi kitaplar ve onların bize sunduğu evren olmasa gerçekliğin çekilir bir yanı yok. Bu kitaplardan birçoğunu okudum. Özellikle Rebecca Yarros’un dilini ben de çok beğendim ve bir tek bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama iyi yazılmış bir romantizmin iyileştiren bir yanı olduğunu düşünüyorum. Dünya istediği kadar dijital bir yere doğru gitsin, romantizm yerini her daim koruyacak 😬☺
Bu kadar içten bir yorum bıraktığınız için çok teşekkür ederim. 😊 Kesinlikle haklısınız; iyi yazılmış bir romantizmin insana tuhaf bir şekilde nefes aldıran, hatta kimi zaman yaraları kapatan bir tarafı var. Rebecca Yarros’un dili de tam bu nedenle bu kadar etkiliyor sanırım—hem akıcı hem de duyguyu hiç saklamadan veriyor.
Dünya ne kadar dijitalleşirse dijitalleşsin, insanın kalbi eski usul çalışıyor. O yüzden romantizmin tahtı kolay kolay sarsılmaz. Sizin gibi hissettiğini söyleyen okurlar oldukça da bu türün değeri daha da artacak gibi görünüyor. 💫
Tekrar teşekkür ederim, yorumunuz gerçekten motive etti!