İnsan neden yazma ihtiyacı hisseder? Yazmanın psikolojik, duygusal ve varoluşsal nedenlerini bu yazıda; anlam arayışından yalnızlığa, kendini ifade etmeden zamana direnmeye kadar yazma eyleminin derin anlamını arıyorum.
İnsan, var olduğu günden beri kendini ifade etmenin yollarını arar. Kimi konuşur, kimi resmeder, kimi müzikle anlatır. Ve bazıları, kelimelere sığınır.
Peki neden yazarız? Neden içimizde, kâğıda dökülmek için bekleyen bir kelime ısrarla kıpırdanır?
Yaşam, çoğu zaman karmaşık, yorucu ve belirsizdir. Yazmak, bu karmaşayı düzenleme çabasıdır.
Kalem kâğıda değdiğinde, insan düşüncelerini sıraya koyar, duygularına şekil verir. Her cümle, bir anlam arayışının izidir.
Yazmak, aslında insanın kendine sorduğu “Ben kimim?” sorusuna verilen sessiz bir cevaptır.
Okuma Önerisi:
Yazım Kuralları 101: Tüm Yazarların (Özellikle Blog Yazarıysanız) Uyması Gereken Kurallar
Konuşmak geçicidir; söylenen unutulur. Ama yazmak kalıcıdır. Yazarak insan, kendini daha derin, daha dürüst bir biçimde ifade eder.
Yazı, kalbin sesidir; bazen bir çığlık, bazen bir fısıltı. Söylenemeyen her şey, yazının içinde hayat bulur.
Yazmak, yalnızlığa karşı bir direniştir. Kelimeler, insanın sessiz dostları olur. Birçok yazarın dediği gibi: “Yazmasaydım delirirdim.”
Çünkü yazmak, insanın kendi iç sesiyle konuşmasının en güvenli yoludur. Yazarken yalnız olmadığını hisseder; kelimeler onunla konuşur, onu dinler.
Yazmak, unutulmaya direnmenin zarif bir yoludur. Bir satır, bir cümle, bir hikâye. Hepsi “Ben buradaydım.” demenin bir şeklidir.
İnsan, yazdıklarıyla zamana iz bırakır; ölümlü bedeni gider ama kelimeleri kalır. Yazı, ölümlü insana küçük bir ölümsüzlük armağan eder.
Bazen kelimeler, bir insanın en derin yaralarını iyileştirir. Yazmak, bir tür terapi gibidir; içindekini dökmenin, rahatlamanın yoludur.
Kâğıt, insanın sırdaşı olur; anlatılan her cümle biraz huzur getirir. İnsan, yazdıkça kendini tanır, yazdıkça kendine döner.
Yazmak sadece kendini anlatmak değil, aynı zamanda başkalarına ulaşma çabasıdır. Okuyucu bir satırda kendini bulduğunda, yazı iki ruhu birbirine bağlar.
Bir yazar için bundan daha büyük bir ödül yoktur. Çünkü yazı, kalpten çıkan bir duygunun başka bir kalpte yankılanmasıdır.
İnsan yazma ihtiyacı hisseder çünkü yaşar, hisseder, düşünür. Yazmak, yaşamı anlamlandırma çabasıdır; bir direniş, bir iyileşme, bir hatırlanma isteğidir. Yazı, insanın hem aynası hem de mirasıdır.
Ve belki de en doğrusu şudur: “İnsan yazar, çünkü yaşamak yetmez.”
Sizce insan neden yazar?
Kimi zaman içindekini dökmek için, kimi zaman kendini bulmak için. Belki de siz bambaşka bir sebeple yazıyorsunuz.
Yazmak sizin için ne ifade ediyor?
Düşüncelerinizi ve hislerinizi yorumlarda paylaşın, belki de bir kelimeniz, bir başkasının içindeki sessiz yankıya dokunur.


“İnsan yazar, çünkü yaşamak yetmez.” Bu söz çok iyimiş.
Teşekkür ediyorum.
Selamlar..
Merhabalar.
Anlatma isteği, insanda doğal bir eğilimdir. İnsanoğlu, varlığını belirlemek için konuşma ve yazma gereksinimlerinden birini kullanır. Bu zorunluluğu da şu üç temele dayandırabiliriz. Kişisel zorunluluk, toplumsal zorunluluk ve uğraşsal zorunluluk. Kısacası fıtratımız gereği bizler ya konuşarak, ya da yazarak kendimizi ya da meramımızı anlatırız.
Selam ve saygılarımla.
Merhaba Üstadım,
Çok güzel özetlediniz. İnsan yazmaya zorunluğu olduğu için yazıyor..
Güzel yazınız için teşekkür ederim. Kesinlikle katılıyorum bu yazıya.