Jean Baudrillard: Simülakrlar ve Simülasyon İncelemesi

Gerçeklik öldü, yaşasın simülasyon! Baudrillard’ın Simülakrlar ve Simülasyon eseri ne anlatıyor? Matrix’e ilham veren felsefeyi blogumda inceledim.

Gerçeklik öldü, yaşasın simülasyon! Baudrillard’ın Simülakrlar ve Simülasyon eseri ne anlatıyor? Matrix’e ilham veren felsefeyi blogumda inceledim.

Simülakrlar ve Simülasyon

  • Yazar: Jean Baudrillard
  • Kategori: Felsefe / Sosyoloji
  • Orijinal Adı: Simulacres et Simulation
Simülakrlar ve Simülasyon
Gerçeklik öldü, yaşasın simülasyon! Baudrillard’ın Simülakrlar ve Simülasyon eseri ne anlatıyor?

Hiç aynaya baktığınızda gördüğünüz görüntünün, gerçekte olduğunuz kişiden daha “gerçek” hissettirdiği oldu mu?

Ya da Instagram’da paylaşılan o kusursuz hayatların, asıl yaşamdan daha inandırıcı geldiği?

Eğer cevabınız evet ise, Jean Baudrillard’ın karanlık ama bir o kadar da zihin açıcı dünyasına girmeye hazırsınız demektir.

Bugün blogda, Wachowski kardeşlerin meşhur Matrix filmine ilham veren (hatta filmde Neo’nun elinde görünen), postmodern felsefenin en sarsıcı metinlerinden birini, Simülakrlar ve Simülasyon’u masaya yatırıyoruz.

Kitabın Derdi Ne?

“Artık bir taklit, bir kopya, hatta bir parodi söz konusu değildir. Söz konusu olan, gerçeğin yerini gerçeğin işaretlerinin almasıdır.”

“Artık harita alanı (toprağı) öncelemektedir… Artık alanı var eden haritadır.”

Baudrillard bu kitapta bize oldukça ürkütücü bir tez sunuyor: Gerçeklik öldü.

Artık “gerçek” bir dünyada yaşamıyoruz. Bunun yerine, gerçeğin yerini almış işaretler, imgeler ve modellerle dolu bir “simülasyon” evrenindeyiz.

Baudrillard’a göre modern toplum, gerçeği o kadar çok kopyaladı, o kadar çok temsil etti ki; sonunda kopyalar asıllarını yok etti. İşte bu aslı olmayan kopyalara “Simülakr” diyoruz.

“Simülakr, gerçeği gizleyen bir şey değildir. O, gerçeğin olmadığını gizleyen bir gerçektir. Simülakr gerçektir.”

Dört Evreli Çöküş

Baudrillard, imgenin (görüntünün) tarihsel dönüşümünü dört aşamada anlatır. Bu kısım kitabı anlamak için hayati önem taşıyor:

  • İmge, derin bir gerçekliğin yansımasıdır: Bu aşamada işaretler gerçeği olduğu gibi gösterir. (Örneğin: Bir elmanın resminin, elmayı temsil etmesi.)
  • İmge, derin bir gerçekliği maskeler ve bozar: Burada gerçeklik manipüle edilmeye başlanır. (Propaganda veya kötü niyetli reklamlar.)
  • İmge, derin bir gerçekliğin yokluğunu maskeler: İşte kırılma noktası burasıdır. Gerçekte arkada bir hakikat yoktur ama varmış gibi davranılır. (Disneyland örneği.)
  • İmge, gerçekliğin hiçbir çeşidiyle ilişkili değildir: O artık saf kendi simülakrdır. (Tamamen dijital, referansı olmayan sanal paralar veya kurgusal fenomenler.)

Disneyland ve Hipergerçeklik

Kitabın en çarpıcı bölümlerinden biri Baudrillard’ın Disneyland analizidir. Ona göre Disneyland, sadece bir eğlence parkı değildir.

Disneyland, dışarıdaki “gerçek” dünyanın (Amerika’nın geri kalanının) gerçek olduğunu bize inandırmak için oradadır.

Disneyland o kadar yapay, o kadar çocuksu ve o kadar kurgusaldır ki; oradan çıktığımızda Los Angeles’ın, otoparkların ve alışveriş merkezlerinin “gerçek” olduğuna inanırız. Oysa Baudrillard’a göre dışarısı da en az içerisi kadar simülasyondur.

Bu duruma Hipergerçeklik (Hyperreality) adını verir: Gerçeğin kökeninin kaybolduğu, kurgu ile gerçeğin ayırt edilemez hale geldiği durum.

Bugün haber bültenlerinde izlediğimiz savaşlar ile bir video oyunundaki savaşların hissinin birbirine karışması tam olarak budur.

Neden Şimdi Okumalısınız?

“Simülakr, gerçeği gizleyen bir şey değildir. O, gerçeğin olmadığını gizleyen bir gerçektir. Simülakr gerçektir.”

“Giderek daha çok bilginin ve giderek daha az anlamın olduğu bir evrende yaşıyoruz.”

Kitap 1981 yılında yayımlandı ama sanki 2020’ler için yazılmış gibi. Baudrillard o zamanlar televizyondan bahsediyordu, biz bugün “Deepfake” teknolojilerini, Metaverse’ü ve sosyal medya kişiliklerini konuşuyoruz.

  • Sosyal Medya: Filtreli fotoğraflarımız, bizden daha “biz” değil mi?
  • Yapay Zeka: Gerçek bir insanın yazmadığı metinleri okuyor, gerçekte var olmayan yüzlere bakıyoruz.

Kitap, içinde yaşadığımız bu “gösteri toplumunu” anlamlandırmak için eşsiz bir rehber. Baudrillard’ın dili bazen şiirsel, bazen karamsar ve oldukça yoğun.

Okurken her sayfada durup, etrafınıza bakıp “Acaba?” demeniz muhtemel.

Simülasyonun Mimarı: Jean Baudrillard Kimdir?

​1929 Fransa doğumlu Jean Baudrillard, 20. yüzyılın en provokatif ve tartışmalı düşünürlerinden biridir. Genellikle “postmodernizmin yüksek rahibi” olarak anılsa da, o kendini belirli bir kalıba sokmayı hep reddetmiştir.

Sosyolog, kültür teorisyeni ve aynı zamanda bir fotoğrafçı olan Baudrillard; tüketim toplumu, medya ve teknoloji üzerine yaptığı radikal analizlerle tanınır.

​Onu diğer felsefecilerden ayıran en önemli özellik, olaylara bakış açısının “aşırılığıdır“. O, sadece durumu analiz etmez, olayları uç noktalarına kadar götürür.

Örneğin, 1991’de “Körfez Savaşı Olmadı” diyecek kadar iddialı tezler öne sürmüş; savaşın sahada değil, medya ekranlarında kurgusal bir şov olarak yaşandığını savunmuştur.

Baudrillard, modern insanın nesnelerle ve teknolojiyle kurduğu ilişkiyi, Marx veya Freud’dan çok daha farklı, “göstergebilim(semiyotik) üzerinden okur.

2007 yılında hayatını kaybettiğinde, geride bugünün dijital dünyasını ve sanal gerçekliğini, henüz internet emekleme aşamasındayken tahmin etmiş devasa bir külliyat bıraktı.

Mavi Hap mı, Kırmızı Hap mı?

Simülakrlar ve Simülasyon, kolay tüketilen bir kitap değil. Zihinsel bir antrenman, hatta bir meydan okuma.

Eğer gerçeğin çölüne adım atmaya cesaretiniz varsa, bu kitabı mutlaka okuma listenize ekleyin.

Ancak uyarayım: Okuduktan sonra televizyondaki haberlere, reklamlara ve hatta kendi akıllı telefonunuza aynı gözle bakamayacaksınız.

Puanım: 9/10 (Dilinin ağırlığı sebebiyle yeni başlayanlar zorlanabilir.)

Siz ne düşünüyorsunuz?

Dijital çağda “gerçek” diye bir şey kaldı mı, yoksa hepimiz Baudrillard’ın simülasyonunda mı yaşıyoruz?

Yorumlarda buluşalım!

Yazar: Nizamettin Gümüş

Gündüzleri fabrikanın o bitmek bilmeyen ritminde, akşamları ise bu ekranın başında; sadece bakıyor ve gördüklerini tasnif ediyor. Ne bir titri var ne de uyması gereken bir standardı. Modern dünyanın gürültüsünü alkışlamak yerine, o gürültünün içindeki sessiz boşlukları arıyor. Uzlaşmak, sevilmek ya da onaylanmak gibi bir derdi yok. Tek meselesi; her şeyin paketlenip bir sayıya dönüştüğü bu çağda, insan kalmanın ne demek olduğunu kendine hatırlatmak.

“Jean Baudrillard: Simülakrlar ve Simülasyon İncelemesi” için 2 yorum

  1. Böyle radikal insanlara her zaman hayran olmuşumdur. İşte böyle olacak. Taşları yerinden oynatacak. Gerçeklik öldü tespiti, gerçekten harika.

    1. Gerçeklik denen şey çoktan öldü ama kimse cenazeye gelmedi. Çünkü herkes onu öldürenin kendisi olduğunu fark etmek istemiyor.

      Gerçeklik ölünce ne kaldı?

      Biraz imaj, biraz kurgu, biraz öfke, biraz takipçi. Ve en çok da “ben haklıyım” diyen bir kalabalık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.