Hayao Miyazaki sineması dendiğinde akla ilk gelen imgeler genellikle gökyüzünde süzülen kaleler veya orman ruhlarıdır. Ancak ustanın filmografisindeki en hatırda kalıcı eser, şüphesiz Komşum Totoro ’dur (My Neighbor Totoro).
Yüzeyde, iki küçük kızın orman ruhlarıyla olan sevimli dostluğunu anlatan bu film; derine inildiğinde kayıp, travma, doğanın kayıtsızlığı ve Japon estetiğindeki Ma (boşluk) kavramı üzerine sessiz ama sarsıcı bir başyapıttır.
Çoğu izleyici filmi çocuklar için neşeli bir macera olarak etiketleyip geçer. Ancak bu incelemede, o devasa gülümsemenin ardındaki melankoliyi ve filmin felsefi katmanlarını kazıyacağız.
Antagonistin Yokluğu: En Büyük Düşman Belirsizlik
Batı sineması ve klasik hikaye anlatıcılığı bize her zaman bir kötü adam (villain) sunar. Kahramanın yenmesi gereken bir cadı, bir canavar veya bir düşman ordusu vardır.
Komşum Totoro ’nun en devrimci ve aynı zamanda en tedirgin edici yönü, bir kötü adamın olmayışıdır.
Filmdeki gerilim kaynağı somut bir düşman değil; hayatın ta kendisidir. Annenin hastalığı, yeni bir eve alışma süreci, babanın yoğun çalışması ve çocukların yalnızlığı.
Miyazaki burada izleyiciye şunu fısıldar: Hayattaki en büyük korkular, kılıçla savaşabileceğiniz canavarlar değil; ne zaman biteceğini bilmediğiniz bekleyişlerdir.
Bu durum, filmi basit bir macera olmaktan çıkarıp, psikolojik bir direniş öyküsüne dönüştürür.
Totoro: Sevimli Bir Dost mu, Yoksa Doğanın Tekinsiz Yüzü mü?
Popüler kültürde Totoro, sarılınacak devasa bir peluş oyuncak gibi pazarlanır. Oysa filmde Totoro’nun ilk göründüğü sahnelere dikkatle bakıldığında, onun bir evcil hayvan olmadığı, aksine doğanın kontrol edilemez gücünü temsil eden bir Kami (Ruh) olduğu görülür.
Mei’nin Totoro’nun inine düştüğü sahne, Alice Harikalar Diyarında’ki düşüşü andırır ancak daha durağandır.
Totoro’nun o kocaman ağzını açtığı sahnede, güven ile korku arasında ince bir çizgi vardır. O, çocukların sorunlarını (annenin hastalığını) çözmez. Onlara sihirli bir değnek verip dünyayı kurtarmaz.
O sadece oradadır. Tıpkı bir fırtına veya güneşli bir gün gibi; doğa insan acılarına karşı ne zalimdir ne de merhametli. Sadece tarafsızdır.
Totoro, çocuklara bu devasa evrende yalnız olmadıklarını hissettirir, ancak kaderlerini değiştirmez. Bu, Şintoizm inancındaki doğa-insan ilişkisinin en saf tezahürüdür.
Ma Estetiği: Sessizliğin Anlattıkları
Amerikan animasyonlarında (örneğin Disney veya Pixar) sahneler sürekli hareket, diyalog ve aksiyonla doludur. Boşluktan korkulur.
Miyazaki ise Komşum Totoro ’da Japon estetiğindeki Ma (boşluk/aralık) kavramını ustalıkla kullanır.
Satsuki ve Mei’nin yağmur altında otobüs beklediği o meşhur sahneyi düşünün. Dakikalarca hiçbir şey olmaz. Sadece yağmur yağar, damlalar şemsiyeye vurur ve karakterler bekler.
Bu sessizlik, filmin nefes aldığı andır. Miyazaki, hikayeyi ilerletmek için acele etmez; izleyiciyi o anın hissiyatına, bekleyişin getirdiği o tuhaf huzursuzluğa ve umuda hapseder.
Bu sahnelerdeki durağanlık, aksiyon dolu sahnelerden çok daha fazla şey anlatır: Hayat, olayların olduğu anlar kadar, hiçbir şeyin olmadığı bekleyişlerden de ibarettir.
Bir Kaçış Mekanizması Olarak Fantazya
Filmin belki de en hüzünlü okuması, gördüğümüz fantastik öğelerin çocukların yaşadığı travmayla baş etme yöntemi olabileceğidir.
Evde hasta bir anne figürü eksikken, çocuklar bu boşluğu orman ruhlarıyla doldurur. Mei’nin kaybolduğu ve tüm köyün onu aradığı sekans, filmin tonunu bir anda korku sinemasına yaklaştırır.
Gölette bulunan sandalet sahnesi, ölümün soğuk nefesini hissettirir.
Totoro ve Kedi Otobüs, bu katlanılamaz gerçeklikten (annenin ölüm ihtimali ve yalnızlık) bir kaçış biletidir. Çocuklar, yetişkinlerin dünyasındaki çaresizliği, kendi dünyalarındaki sınırsız hayal gücüyle dengelemeye çalışır.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Komşum Totoro filmindeki Ölüm Tanrısı (Shinigami) teorisi gerçek mi?
İnternette dolaşan popüler bir teoriye göre Totoro, ölüme yaklaşan veya ölmüş çocukların görebildiği bir Ölüm Tanrısı’dır.
Ancak Studio Ghibli, bu teoriyi kesin bir dille reddetmiştir. Totoro, bir ölüm habercisi değil; doğanın ve ormanın ruhudur. Bu teori, filmin içerdiği hüzünlü atmosferin izleyiciler tarafından aşırı yorumlanmasından ibarettir.
Totoro neden sadece çocuklar tarafından görülebiliyor?
Miyazaki’nin evreninde doğa ruhlarını görebilmek, saf bir kalbe sahip olmayı gerektirir. Yetişkinler mantık, önyargı ve hayatın getirdiği körlükle dünyayı algılarken; çocuklar henüz bu filtreleri geliştirmemiştir.
Satsuki ve Mei’nin Totoro’yu görebilmesi, onların masumiyetini ve doğayla olan kopmamış bağlarını temsil eder.
Satsuki ve Mei isimlerinin özel bir anlamı var mı?
Evet, her iki isim de hikayenin geçtiği ay olan Mayıs ayına gönderme yapar. Satsuki (皐月), eski Japoncada Mayıs ayı demektir. Mei ise İngilizce May kelimesinin Japonca telaffuzuna (Mei) bir atıftır.
Bu detay, iki kardeşin aslında tek bir karakterin iki farklı yüzü (biri daha olgun, diğeri daha çocuksu) olabileceğine dair sembolik bir anlam taşır.
Komşum Totoro’nun devam filmi var mı?
Ana akım sinemalarda yayınlanan uzun metrajlı bir devam filmi yoktur. Ancak, sadece Japonya’daki Ghibli Müzesi’nde gösterilen 13 dakikalık kısa bir devam filmi mevcuttur: Mei and the Kittenbus (Mei ve Yavru Kedi Otobüs).
Bu filmde Mei’nin, Kedi Otobüs’ün yavrusuyla yaşadığı maceralar anlatılır.
Filmdeki Kedi Otobüs (Catbus) neyi temsil ediyor?
Kedi Otobüs, Japon folklorundaki Bakeneko (şekil değiştiren kedi) efsanesinin modern bir yorumudur.
Sınır tanımayan, rüzgardan hızlı hareket eden ve istediği yere (hatta görülmeyen yerlere bile) ulaşabilen bu karakter; doğanın kurallarının insan teknolojisinden ve mantığından üstün olduğunu eğlenceli bir dille anlatır.
Basitliğin İhtişamı
Komşum Totoro, karmaşık senaryo numaralarına ihtiyaç duymadan, sadece rüzgarın, yağmurun ve çocuksu bakışın gücüyle devleşen bir eserdir.
Onu sadece tatlı bulmak, filme yapılan bir haksızlıktır. Bu film, çocukluğun o kırılgan masumiyetine yakılmış bir ağıt ve aynı zamanda doğanın kadim gücüne bir saygı duruşudur.
Eğer bu filmi izlerken içinizde tarif edemediğiniz bir burukluk hissediyorsanız, doğru yerdesiniz.
Çünkü Totoro, bize kaybettiğimiz o saf bağlantıyı hatırlatır; hem doğayla hem de kendi çocukluğumuzla.

