Türk edebiyatında bazı eserler vardır ki, kapağını kapattığınızda içinde yaşadığınız odanın gerçekliğini sorgularsınız. İhsan Oktay Anar’ın ilk ve belki de en sarsıcı romanı olan Puslu Kıtalar Atlası, sadece bir tarihi roman veya fantastik kurgu değildir.
O, Descartes’ın Düşünüyorum, öyleyse varım (Cogito, ergo sum) önermesinin, 17. yüzyıl İstanbul’unun (Kostantiniye) rutubetli, karanlık ve efsunlu sokaklarında yeniden inşa edilmesidir.
Bu incelemede, Uzun İhsan Efendi’nin düşlerinden Bünyamin’in hakikat arayışına uzanan yolculuğu, yüzeysel bir özetin ötesine geçerek, metnin felsefi katmanlarıyla analiz edeceğiz.
1. Giriş: Kostantiniye’nin Yeraltı ve Yerüstü Gerçekliği
Roman, okuru bildiğimiz tarih kitaplarının steril dünyasından alıp; lağımcıların, dilencilerin, casusların ve filozofların cirit attığı alternatif bir Kostantiniye’ye götürür. Anar’ın kurduğu bu evren, tarihsel olan’dan yeni bir roman çıkarmak, romanı da yeniden tarihselleştirmektir.
Kitap, Galata’da, Arap İhsan’ın serüvenlerinden dönerken yanındaki çocuğu (Alibaz’ı) kulağından sürükleyerek getirmesiyle başlar. Ancak asıl hikâye, bu hareketli dış dünyanın tam zıttı olan bir iç dünyada, Uzun İhsan Efendi’nin odasında şekillenir.
Yazar bize en baştan şunu hissettirir: Bu kitapta gördüğün hiçbir şey, göründüğü gibi değildir.
2. Ana Karakterler ve Temsil Ettikleri Arketipler
Puslu Kıtalar Atlası‘nı anlamak için karakterleri sadece birer kişi olarak değil, birer kavram olarak okumak gerekir.
Uzun İhsan Efendi: Düşünen Özne (Rendekâr’ın Varisi)
Uzun İhsan Efendi, eylemsizliğin ve saf düşüncenin sembolüdür. O, dünyayı gezmek yerine, dünyayı rüyalarımla keşfetmeye çalıştım diyen bir pasif kaşiftir. Evinden çıkmadan, sadece uyku şurubu içip rüyaya yatarak bir dünya atlası oluşturmaya çalışır.
Onun felsefesi şudur: Eğer ruh bedenden ayrılıp gezebiliyorsa, bedenin zahmet çekip yollara düşmesine gerek yoktur.
O, René Descartes’ın (kitapta Rendekâr olarak geçer) şüpheciliğini bir yaşam biçimi haline getirmiştir. Düşünüyorum, öyleyse varım önermesi üzerine kafa yorar ancak ayna karşısında kendini ve oğlunu gördüğünde daha derin bir krize girer: Ben kimim? Bütün bunları gören özne aslında kim?.
Uzun İhsan Efendi, romanın sonunda her şeyin kendi zihninde bir kurgu olduğunu iddia ederek tanrısal bir konuma yükselir ya da tamamen delirir.
Bünyamin: Arayış ve Şahitlik
Uzun İhsan Efendi’nin oğlu Bünyamin, babasının aksine eylemin, maceranın ve şahit olmanın temsilcisidir. Babası ona Git ve benim göremediklerimi gör… Dünyanın şahidi olmak en büyük mutluluktur diyerek onu maceraya sürükler.
Bünyamin’in bu varoluş sancısı, bize Tanpınar’ın karakterlerindeki o arafta kalmışlığı hatırlatır.
Bünyamin’in yolculuğu, klasik bir kahramanın yolculuğu (Joseph Campbell’ın monomit’i) yapısındadır:
Çağrı: Babasının atlasını alıp lağımcı ocağına katılması.
Sınav: Diri diri gömülmesi ve mezardan çıkışı.
Dönüşüm: Yüzünün parçalanması ve kimliksizleşmesi.
Hakikat: Dünyanın aslında babasının bir düşü olabileceği gerçeğiyle yüzleşmesi.
Arap İhsan ve Alibaz: Kaos ve Düzen
Arap İhsan, kaba kuvvetin, savaşın ve somut gerçekliğin temsilcisidir. Gözünde dünyayı görmekten ziyade, dünyayı fethetme arzusu vardır. Alibaz (diğer adıyla Efrasiyab) ise saf kaostur.
O, otoriteye başkaldıran, dilenciler loncasını haraca kesen, çocuklardan bir ordu kurup oyun adı altında şehri terörize eden bir figürdür. Alibaz, masumiyetin nasıl gaddarlığa dönüşebileceğinin en korkunç örneğidir.
Ebrehe: Mutlak Güç ve Hiçlik Arzusu
Romanın antagonisti Ebrehe, klasik bir kötü adamdan ötedir. O, Büyük Efendidir. Teşkilat-ı İstihbarat-ı Humayûn’un başıdır ancak asıl amacı siyasi güç değildir. O, yaratılmamış olanı, yani boşluğu aramaktadır.
Ebrehe, gücü elde etmek için bilgiyi (istihbaratı) kullanır, ancak nihai hedefi varlığın sınırlarını zorlamaktır. Onun boşluk (hiçlik) takıntısı, varoluşun anlamsızlığına dair karanlık bir metafordur.
3. Felsefi Temel: Zagon Üzerine Öttürme ve Rendekâr
Kitabın belkemiğini oluşturan en önemli unsur, Kubelik’in tercüme ettiği Zagon Üzerine Öttürme adlı kitaptır. Bu kitap, gerçekte Descartes’ın Yöntem Üzerine Konuşma (Discours de la méthode) eseridir.
Kitapta Rendekâr (René Descartes) adıyla geçen filozofun şüphe yöntemi, Uzun İhsan Efendi’nin varoluşsal krizinin merkezidir.
Anar, burada müthiş bir ironi yapar. Avrupalı bir filozofun metni, Galata’da bir sarhoşun ve bir korsanın eline düşer, oradan da bir hayalperestin elinde varoluşun anahtarına dönüşür.
Roman şu soruyu sorar: Gerçeklik nedir?
Gördüğümüz dünya mı?
Yoksa bu dünyayı düşleyen bir zihnin kurgusu mu?
Kitabın sonunda Uzun İhsan Efendi’nin Bünyamin’e yazdığı mektup, bu felsefeyi zirveye taşır: Gördüğün ve işittiğin ne varsa, hepsinin, şu zavallı babanın zihnindeki düşlerden ibaret olduğuna inan!.
Bu, okura da bir meydan okumadır. Okuduğumuz bu hikâye, yazarın bir düşü müdür, yoksa biz okurlar bu düşü gerçek mi kılıyoruz?
4. Mekânın Poetiği: Yeraltı ve Galata
İhsan Oktay Anar, Kostantiniye’yi anlatırken turistik bir İstanbul çizmez. Onun İstanbul’u; lağımların, mezarlıkların, izbe meyhanelerin ve yeraltı dehlizlerinin İstanbul’udur.
Lağımlar: Vardapet ve Bünyamin’in kazdığı tüneller, şehrin bilinçaltıdır. Orada elmaslar, eski iskeletler ve unutulmuş sırlar vardır.
Dilenciler Loncası: Hınzıryedi’nin yönettiği, sakatlığın bir sermaye olduğu, hiyerarşisi ve kuralları olan grotesk bir dünyadır.
Casusluk Teşkilatı: Darphanenin altındaki gizli merkez, bilginin güce dönüştüğü, sahte fermanların yazıldığı bir manipülasyon merkezidir.
Yazar, mekânları anlatırken beş duyuya hitap eder. Özellikle koku (cıva kokusu, lağım kokusu, domuz yağı kokusu) ve ses (kırılan kemikler, patlayan humbaralar) betimlemeleri, atmosferi puslu ve tekinsiz kılar.
5. İnce Detaylar ve Sembolizm
Kitapta dikkatli okurun gözünden kaçmayacak muazzam detaylar vardır.
Kara Para (Mıknatıslı Para): Bünyamin’in bulduğu ve Ebrehe’nin peşinde olduğu o kara para, aslında büyük bir casusluk ağının ve Kehanet Aynası’nın çalışmasını sağlayan mekanizmanın parçasıdır. Ebrehe’nin son anında bile ağzına konmasını istediği bu nesne, maddi değerinden çok, bilgiye ve sırra olan takıntıyı simgeler.
Saat ve Zaman: Ebrehe’nin zamanı geri alma, karşı hareket ve sonsuz hız teorileri, insanın ölümlülüğe karşı çaresiz çırpınışıdır.
Ayna: Hem Kehanet Aynası hem de Uzun İhsan Efendi’nin rüyasında gördüğü ayna, hakikatin yansımasıdır. Ancak ayna bazen geleceği gösterir, bazen de kişinin kimliksizliğini yüzüne vurur.
6. Dil ve Üslup: Neden Bu Kadar Özel?
İhsan Oktay Anar’ın dili, bu kitabı eşsiz kılan en önemli unsurdur. Yazar, Osmanlıca kelimeleri, denizcilik terimlerini ve argoyu öyle bir ustalıkla harmanlar ki, okurken sentetik değil, organik bir dil olduğunu hissedersiniz.
- Örnek: Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata… diye başlayan o meşhur giriş cümlesi, kitabın ritmini daha ilk satırdan belirler.
- Anar, masal anlatıcısı (meddah) tekniğini kullanır. Rivayet ederler ki… diye başlayan bölümler, okuru bir dinleyici konumuna sokar.
7. Sonuç: Düşlerin Atlasında Kaybolmak
Puslu Kıtalar Atlası, sadece bir macera romanı değildir. O, varoluşun doğasına dair hüzünlü ve derin bir tefekkürdür. Bünyamin’in macerası, aslında bir “kendini bilme” yolculuğudur.
Kitap bize şunu fısıldar: Belki de hepimiz, uykusunda dünyayı düşleyen bir adamın zihnindeki gölgeleriz. Ya da tam tersi; biz dünyayı düşlediğimiz için dünya var.
Uzun İhsan Efendi’nin dediği gibi: Dünya bir düşten ibaret olsa bile, bu dünyada yaşamak zevkli bir şey.
Bu kitap, kütüphanenizin en özel köşesinde, tekrar tekrar okunmak üzere saklanmayı hak ediyor.
Çünkü her okuyuşta, o puslu kıtalar arasında daha önce fark etmediğiniz yeni bir ada, yeni bir anlam keşfedeceksiniz.


Gördüğün ve işittiğin ne varsa, hepsinin, şu zavallı babanın zihnindeki düşlerden ibaret olduğuna inan!. Bu, inanılmaz bir şey gerçekten hocam. Yıllar önce okumuştuk kitabı ben de. Hiç dikkat etmemişim bu söze.
Yılda bir kez tekrar tekrar okunulası bir kitap. Anar’ın ceddine rahmet..
Romanı yıllar önce okumuştum ama bu yazı sayesinde yeniden hatırladım.
Karakterlerin arketiplerle ilişkilendirilmesi ve mekanın poetiği üzerine yaptığınız çözümlemeler çok ufuk açıcı olmuş.
Emeğinize sağlık.
Yorumunuz için teşekkür ediyorum. Her zaman beklerim. İyi okumalar.