Sadık Yalsızuçanlar’ın Küf, Toplu Öyküleri II kitabı üzerine kapsamlı bir inceleme. “Hiç” kavramı, hat sanatı, yalnızlık ve varoluş temalarının işlendiği bu eser, Türk öykücülüğünde mistik bir başyapıt olarak öne çıkıyor.
Hiçliğin Merkezinde Bir Hattat: “Hiç” Öyküsü
Sadık Yalsızuçanlar’ın Küf kitabı, “Hiç” adlı öyküyle açılır. Bu öykü yalnızca bir giriş değildir; kitabın tüm felsefesinin özüdür.
Yalnız bir hattatın, Fatih’in arka sokaklarındaki daracık evinde geçen bir sabahı anlatır Yalsızuçanlar. Ev, eşyalar, çaydanlık, küllük ve duvardaki “Hiç” istifi. her biri insanın içindeki boşluğa açılan kapılardır.
“Yokluğun varlığın öteki yüzü olduğunu düşünürdü hiç yazmayı her düşündüğünde. Varlığın içyüzü. Varlığın içi dışa çevrilince yok oluyordu.”
Bu satırlar, kitabın metafizik damarını açık eder: Yokluk, eksiklik değil, varlığın gizli biçimidir.
Harflerin, Hatların ve Sessizliğin Hikayesi
Yalsızuçanlar, hattatı yalnızca bir meslek erbabı olarak değil, varlığın yazıcısı olarak kurar. Kalem, mürekkep, kâğıt ve harfler; insanın iç dünyasının yansımalarıdır.
“Kalemle harf varlığın iki yüzü. İçi ve dışı. Kalem, mürekkep ve kâğıt dış; harfler iç. Varlığın özünü taşıyor kâğıda.”
Her harf bir varoluş çabasıdır; her nokta bir doğum, her çizgi bir dua gibidir. Bu yüzden hattat, yazarken Tanrı’yla konuşur. Harflerin açıldığı boşluk, insanın kendi içine döndüğü yerdir.
Yalnızlık, Şehir ve Cansıkıntısı
Yazarın betimlemeleri adeta bir sinema planı kadar ayrıntılıdır. Hattatın evi, içe kapanışının aynasıdır:
“Yerde keçi kılından Yörük kilimi, ayakkabılıktan sızmış kurumuş çamur parçaları, saç kılları, toz toprak ve bütün bunlara ayrı ayrı sinmiş yalnızlık…”
Bu yalnızlık, modern dünyanın yorgunluğuyla birleşir. Bir noktada hattat, “cansıkıntısı” kelimesiyle uğraşırken kelimenin içinden bir ses duyar:
“Cansıkıntısı dedi. Kelimeden bir ses çıktı: Hiç.”
Bu sahne, Yalsızuçanlar’ın dil anlayışını özetler: Kelimeler, yalnız anlam taşımaz; varlıklarıyla da konuşurlar. Bir kelimenin içinden “hiç” sesi yükseliyorsa, o artık bir cümle değil, bir dua olmuştur.
Tasavvufun Modern Dilde Tezahürü
Sadık Yalsızuçanlar, tasavvufi kavramları modern hayatın yabancılaşmasıyla ustaca birleştirir.
Hiç, Kuyu, Toprağın Kenarları gibi öykülerde insanın Tanrı’yla arasındaki mesafe, kelimelerle ölçülür.
“Her ismi iki kez okudu, sonra üç dört beş… Ettikçe ettiği ismin harflerinin çözüldüğünü hissetti.”
Bu sahnede hattat, zikri yazıya dönüştürür. Yazmak, bir zikir hâline gelir. Her “Ya Cemîl” deyişi, harflerin çözülüp yeniden var olması gibidir.
Yazarın metinlerinde tasavvuf, kuru bir öğreti değil; yaşanan bir haldir. Bu yönüyle Küf, modern Türk öyküsünde Sezai Karakoç’un metafizik şiiriyle, Rasim Özdenören’in içe dönüşçü öykücülüğüyle aynı soydan gelir.
Okuma Önerisi:
Beş Şehir İncelemesi – Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Zaman, Medeniyet ve Şehir Üzerine Efsanevi Eseri
Beni Derinden Etkileyen 3 Kitap: Drina Köprüsü, Tatar Çölü ve Beş Şehir
Küf: Unutmanın ve Hatırlamanın Kokusu
Kitabın adı olan “Küf”, hem çürümeyi hem de hatırayı anlatır. Yalsızuçanlar için küf, yalnızlığın kokusudur; geçmişin sessizliğinde kalmış izdir.
“Her şey yerli yerindeydi ama hiçbir şey yerinde değildi. Her eşya bir zamanın gölgesini taşıyor, her gölge bir yokluğa açılıyordu.”
Yazar, zamanı ileriye değil, derine doğru işler. Bu yüzden Küf, hem varlığın hem de yokluğun kitabıdır. Bir yönüyle Tanpınar’ın zaman algısına, diğer yönüyle Mevlânâ’nın “hiçlik” felsefesine yakındır.
Yazarın Dili: Şiirle Sessizlik Arasında
Sadık Yalsızuçanlar’ın dili, hat çizgisi kadar zarif, mürekkep kadar derindir. Her cümle, bir musiki gibidir. Ancak bu müzik, gürültülü değil; sessizliğin sesidir.
Yazarın cümlelerinde hem klasik bir estetik, hem modern bir duruş vardır. Bu ikili yapı, Yalsızuçanlar’ı çağdaş öykücülüğün en özgün kalemlerinden biri yapar.
“Her şeyin O’nun varlığıyla var olduğunu, O’nun varlığının yanında aslında var olmadığını, bir gölgeden ibaret olduğunu görüyordu.”
Bu cümle, Küf’ün nihai mesajıdır: İnsan, gölge gibidir; yazıldıkça silinir, silindikçe var olur.
Okunmaktan Çok Yaşanacak Bir Kitap
Sadık Yalsızuçanlar’ın Küf’ü, sadece bir öykü kitabı değil; okurun kendi içine tuttuğu bir aynadır. Bu kitapta olaylar değil, insanın kendiyle karşılaşması anlatılır.
Okur, her öyküde biraz “hiç” olur, biraz “var” olur. Ve sonunda şu cümlede yankılanan hakikati duyar:
“Hiç, ilkin sade ve kimsesiz görünüyordu. Üç harften ibaretti: güzel he, ye ve çe. Lakin söylendikçe içte bir titreşim yaratıyordu. Boşluk titriyordu.”
İşte Küf, tam da o titremenin kitabıdır.
Sadık Yalsızuçanlar Kimdir?
1962 yılında Malatya’da doğan Sadık Yalsızuçanlar, Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunudur.
Öykü, roman, deneme, masal ve araştırma türlerinde eserler vermiştir.
Eserlerinde tasavvufi temalar, şehir-insan ilişkisi ve metafizik sorgulamalar belirgindir.
Yazarın öne çıkan bazı eserleri şunlardır:
- Rüya Sineması
- Şehirleri Süsleyen Yolcu
- Gerçeği İnciten Papağan
- Yakaza
- Vefa Apartmanı
Sadık Yalsızuçanlar, çağdaş Türk edebiyatında manevi derinliğiyle öne çıkan en özgün öykücülerden biridir.
Siz hiç bir kelimenin içinden “hiç” sesi duydunuz mu? Belki de Yalsızuçanlar’ın dediği gibi, kelimeler bize değil, biz onlara yazılıyoruzdur..
Düşüncelerinizi yorum kısmında paylaşın — çünkü her yorum, bu sessizliğe yeni bir yankı katıyor.


Hiç duymadığım bir yazar. Teşekkürler
Merhaba Elif Hanım,
Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
Maalesef her yazarı, her kitabı takip etme şansımız yok. Etrafımızdaki insanların önerisiyle erişebildiğimiz yazarları takip ediyor, kitaplarını okuyoruz.
Sadık Yalsızuçanlar’ın kitapları okumaya değerdir.