Stephen King Rüyalar ve Karabasanlar

Bir yazarın zihninin en karanlık köşelerinde nelerin saklandığını hiç merak ettiniz mi? Stephen King, Rüyalar ve Karabasanlar ile bizi tam da o köşelere, mantığın bittiği ve açıklanamayanın başladığı yere davet ediyor.

Bir yazarın zihninin en karanlık köşelerinde nelerin saklandığını hiç merak ettiniz mi? Stephen King, Rüyalar ve Karabasanlar ile bizi tam da o köşelere, mantığın bittiği ve açıklanamayanın başladığı yere davet ediyor.

Bu kitap, sadece korku değil, aynı zamanda inanç, takıntı ve insan doğasının tuhaflıkları üzerine kurulu bir antoloji.

Rüyalar ve Karabasanlar

Elimizdeki bu derleme, King’in hayal gücünün ne kadar esnek olduğunu kanıtlayan birbirinden farklı öykülerle dolu.

İşte kitabın girişinden ve ilk bölümünden öne çıkan notlar ve analizler.

Efsane, İnanç ve “İster İnan İster İnanma”

King, kitaba oldukça samimi bir girişle başlıyor. Çocukluğunda Ripley’in “İster İnan İster İnanma” kitaplarına olan hayranlığından bahsediyor ve temel felsefesini açıklıyor: Her şey inanmakla başlar.

King’e göre yazar olmak, bir nevi kendi kendine “kırk beş yıllık bir inanç oyunu” oynamaktır. Bir on sentliğin treni raydan çıkarabileceğine ya da kanalizasyonda timsahlar olduğuna inanmak, bir hikayeyi var etmenin ilk kuralıdır.

Bu giriş bölümü, yazarın dünyayı nasıl gördüğünü anlamak isteyenler için altın değerinde bir manifesto niteliğinde.

Öne Çıkan Hikayeler ve Analizler

Kitabın bu bölümünde yer alan öyküler, saf korkudan psikolojik gerilime ve hatta bilimkurguya kadar uzanan geniş bir yelpazeye sahip. İşte en dikkat çekenler:

1. Dolan’ın Cadillac Arabası (İntikamın Soğuk Yüzü)

Bu öykü, korkudan ziyade Edgar Allan Poe tarzı bir intikam hikayesi. Karısı Elizabeth’i öldüren mafya babası Dolan’dan intikam almak isteyen bir öğretmenin, Robinson’ın hikayesini okuyoruz.

Robinson, fiziksel gücüyle değil, matematiksel bir kesinlikle plan yapıyor. Çölde sahte bir yol çalışması kurgusuyla, Dolan’ın o çok güvendiği zırhlı Cadillac’ını onun mezarı haline getiriyor.

Vurgu: Hikaye, sabrın ve takıntının insanı nasıl dönüştürebileceğinin mükemmel bir portresi.

2. Küçük Çocuklara Katlanmak Güçtür (Paranoyanın Zirvesi)

Miss Sidley adında otoriter bir öğretmenin, öğrencilerinin aslında insan olmadığını, insan maskesi takmış canavarlar olduğunu düşünmeye başlamasını konu alıyor.

Robert adındaki bir öğrencinin sınıfta “değiştiğini” gördüğünde, Sidley’in gerçekliği parçalanıyor.

Vurgu: King burada delilik ile gerçeklik arasındaki çizgiyi o kadar inceltiyor ki, okuyucu olarak siz de çocuklardan şüphe etmeye başlıyorsunuz.

3. Gece Pilotu (Gizemli Bir Vampir Hikayesi)

Bulvar gazetesi muhabiri Richard Dees, küçük havaalanlarına inip insanları öldüren ve kanlarını içen bir pilotun peşine düşer.

Dees, bu “gece pilotu“nun sadece bir manyak olduğunu düşünürken, finalde bir havaalanı tuvaletinde kan donduran gerçekle yüzleşir: Karşısındaki, aynada yansıması olmayan gerçek bir vampirdir.

Vurgu: Modern dünya ile gotik korkunun (uçak kullanan bir vampir!) harika birleşimi.

4. Oynayan Parmak (Absürt Korku)

Howard Mitla adında sıradan bir adamın banyo lavabosunun giderinden çıkan bir insan parmağıyla mücadelesini anlatıyor. Başta bir halüsinasyon sandığı bu parmak, giderek uzuyor ve saldırganlaşıyor.

Howard’ın bu “şey”den kurtulmak için verdiği savaş, onu deliliğin sınırına ve banyoyu bir kan gölüne çevirmeye götürüyor.

Vurgu: King’in en iyi yaptığı şeylerden biri: Sıradan bir ev eşyasını (lavabo gideri) alıp onu bir kabusa dönüştürmek.

5. Maple Sokağı’ndaki Ev (Bilimkurgu ve Aile Dramı)

Bradbury çocukları, İngiltere tatilinden döndüklerinde evlerinin duvarlarında garip metalik büyümeler fark ederler. Ev, yavaş yavaş canlı bir makineye, bir uzay gemisine dönüşmektedir.

Çocuklar, bu durumu zalim üvey babaları Lew’dan kurtulmak için kullanmaya karar verirler.

Vurgu: Çocukların bakış açısından anlatılan, “kötü üvey baba” temasını fantastik bir finalle birleştiren sürükleyici bir öykü.

Neden Okumalısınız?

Bu dosyadaki öykülerde King, sadece canavarları değil, insan psikolojisinin kırılganlığını da işliyor.

Zaman Algısı: Benim Sevgili Tayım öyküsünde büyükbabanın torununa zamanın yaşlandıkça nasıl hızlandığını anlattığı kısım, korku değil, saf bir hayat dersi içeriyor.

İnanç: Popsy öyküsünde, çocuk kaçıran bir adamın, kaçırdığı çocuğun “büyükbabasının” (Popsy) aslında uçabilen bir vampir olduğuna inanmak zorunda kalışını görüyoruz.

Stephen King‘in Rüyalar ve Karabasanlar eseri, kısa öykü sanatının ne kadar etkileyici olabileceğini gösteriyor.

Eğer uzun romanlara vaktiniz yoksa ama sağlam bir gerilim arıyorsanız, bu derleme tam size göre. Işıkları açık bırakmayı unutmayın!

Stephen King Kimdir?

Stephen King
Stephen King Rüyalar ve Karabasanlar

Çağdaş edebiyatın en üretken ve en çok okunan kalemlerinden biri olan Stephen King, okurları tarafından haklı bir şekilde “Korkunun Kralı” olarak anılır.

1947 yılında Portland, Maine’de doğan yazar, kariyeri boyunca korku, gerilim, bilimkurgu ve fantastik türlerde sayısız başyapıta imza atmıştır.

King’i diğerlerinden ayıran en önemli özellik, doğaüstü olayları günlük yaşamın sıradanlığıyla harmanlama yeteneğidir.

Romanlarında genellikle Maine eyaletindeki kurgusal kasabaları mekan olarak seçer ve “sıradan Amerikalı”nın başına gelen olağanüstü felaketleri anlatır.

İlk romanı Göz (Carrie) ile büyük bir çıkış yakalayan yazar; Medyum (The Shining), O (It), Mahşer (The Stand) ve Kara Kule (The Dark Tower) serisi ile edebiyat tarihine geçmiştir.

Neden Sadece Bir Korku Yazarı Değil?

Stephen King, sadece sizi korkutmakla ilgilenmez; o aynı zamanda insan psikolojisinin derinliklerine inen bir gözlemcidir.

Rüyalar ve Karabasanlar kitabının girişinde de belirttiği gibi, onun yazarlığı çocukluğunda sahip olduğu saf ve sınırsız bir “inanç” yeteneğine dayanır.

Bir on sentliğin treni raydan çıkarabileceğine ya da kanalizasyonlarda dev timsahlar olduğuna inanmak, onun hikaye anlatıcılığının temelidir.

Yazar, kariyeri boyunca eleştirmenler tarafından bazen “çok fazla yazmakla” suçlansa da, o her zaman okuyucusuyla doğrudan bir bağ kurmayı hedeflemiştir.

King’e göre amaç değişmemiştir: Okuyucuyu, gece banyonun ışığını açık bırakmadan uyuyamayacak kadar etkilemek.

Bu kitap (Rüyalar ve Karabasanlar), King’in sadece tuğla kalınlığındaki romanların değil, kısa öykü türünün de tartışmasız bir ustası olduğunu kanıtlayan en güçlü örneklerden biridir.

Siz bu öykülerden hangisini daha çok merak ettiniz? Yorumlarda buluşalım!

Yazar: Nizamettin Gümüş

Gündüzleri fabrikanın o bitmek bilmeyen ritminde, akşamları ise bu ekranın başında; sadece bakıyor ve gördüklerini tasnif ediyor. Ne bir titri var ne de uyması gereken bir standardı. Modern dünyanın gürültüsünü alkışlamak yerine, o gürültünün içindeki sessiz boşlukları arıyor. Uzlaşmak, sevilmek ya da onaylanmak gibi bir derdi yok. Tek meselesi; her şeyin paketlenip bir sayıya dönüştüğü bu çağda, insan kalmanın ne demek olduğunu kendine hatırlatmak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.