Tabletin Işığına Karşı Cahit Arf’ın Zekası

O an bir strateji değişikliğine gittim. Yasaklamayacaktım, yönetmeyi öğretecektim. Makineler Düşünebilir mi Evlat?

Akşam yemeğinden sonra salondaki o tanıdık sessizlik. Sessizlik dediysem, huzurlu bir sükûnetten bahsetmiyorum. Arka planda çalışan bir YouTube videosunun mekanik sesi ve 9 yaşındaki oğlumun tablet ekranına kilitlenmiş o donuk bakışları.

Göz bebeklerinde yansıyan o mavi ışık, bana bir zamanlar okuduğum distopik romanları hatırlattı.

Bedenen yanımdaydı ama zihnen, silikon vadisindeki mühendislerin tasarladığı renkli bir hapishanenin içindeydi.

Ona Bırak artık şunu demek, bir bağımlıya içme demek kadar anlamsızdı. Denedim. Yasakladım, kızdım, süreyi kısıtladım.

Sonuç? Öfke nöbetleri ve aramızda örülen kalın duvarlar.

Tabletin Işığına Karşı Cahit Arf’ın Zekası
Cahit Arf – 10 Türk Lirası 2009

Bir baba olarak çaresiz hissettiğim o an, cebimdeki cüzdana uzandım. Elime geçen 10 Türk Lirası’na baktım. Arkasındaki o vakur duruşlu adam, Ord. Prof. Dr. Cahit Arf, sanki bana gülümsüyordu.

O an bir strateji değişikliğine gittim. Yasaklamayacaktım, yönetmeyi öğretecektim.

Makineler Düşünebilir mi Evlat?

Oğlumun yanına oturdum. Tableti elinden çekip almadım. Sadece 10 lirayı masanın üzerine, tabletin yanına koydum.

Bu adamı tanıyor musun? diye sordum.

Gözünü ekrandan ayırmadan, Paranın arkasındaki adam işte, dedi.

Sadece o kadar değil, dedim, ses tonumu gizemli bir hikaye anlatıcısı gibi ayarlayarak. Bu adam, senin şu elindeki tabletin atası sayılabilecek bir soruyu, daha bilgisayarlar icat edilmeden önce sormuştu.

İlgisini çekmiştim. Analitik zekası, tarihi bir hikayeden ziyade, mekanik bir gizemi seviyordu.

Hangi soruyu? diye sordu, tableti kucağına indirerek.

1959 yılında, Erzurum Halkevi’nde verdiği o efsanevi konferansı anlattım ona. Cahit Arf‘ın, insan beyni ile makine işleyişi arasındaki o muazzam benzerliği nasıl kurduğunu, ama makinelere estetik duygusunu verip veremeyeceğimizi nasıl sorguladığını.

Ona dedim ki:

Bak oğlum. Cahit Arf, matematiği sadece sayılarla değil, sabırla ve tutkuyla işledi. O, makinenin efendisiydi. Ama bugün sen o tablete bakarken, makine senin efendin oluyor. O sana ne izletirse onu izliyorsun. Algoritma seni yönetiyor.

O gece, tablet bir kenara bırakıldı. Kağıt kalem aldık. Cahit Arf‘ın o karmaşık denklemlerini (Arf Sabiti) elbette 4. sınıfa giden bir çocuğa anlatmadım.

Ama ona algoritmanın ne demek olduğunu, bir makinenin nasıl düşünür gibi yaptığını anlattım.

Oğlumun o kırılgan ve hassas yapısında bir kıvılcım gördüm.

Baba, yani ben tableti kodlarsam, o benim dediğimi mi yapar? diye sordu.

Evet, dedim. Tüketirsen kölesi olursun, üretirsen efendisi.

Bu yazıyı yazarken, oğlum tableti tamamen bırakıp kendini diferansiyel denklemlere vermiş değil. Ertesi gün yine o oyunları oynamak istedi.

Ama artık eline o cihazı aldığında, sadece eğlence kutusu görmüyor. Arkasında bir mantık, bir zeka ve bir tahakküm savaşı olduğunu biliyor.

Bir baba olarak görevim, onu teknolojiden izole etmek değil. Onu, dijital dünyanın kullanışlı bir aptalı olmaktan kurtarıp, Cahit Arf‘ın izinde, soran, sorgulayan ve inşa eden bir zihne dönüştürmek.

10 liranın arkasındaki o bakış, artık bizim evde sadece harçlık değil, bir özgürlük manifestosu.

Yazar: Nizamettin Gümüş

Gündüzleri fabrikanın o bitmek bilmeyen ritminde, akşamları ise bu ekranın başında; sadece bakıyor ve gördüklerini tasnif ediyor. Ne bir titri var ne de uyması gereken bir standardı. Modern dünyanın gürültüsünü alkışlamak yerine, o gürültünün içindeki sessiz boşlukları arıyor. Uzlaşmak, sevilmek ya da onaylanmak gibi bir derdi yok. Tek meselesi; her şeyin paketlenip bir sayıya dönüştüğü bu çağda, insan kalmanın ne demek olduğunu kendine hatırlatmak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.