Truman Show Bir Komedi Değildi: Kendi Simülasyonumuzun Gardiyanı Olmak

The Truman Show’un sonunda Truman o meşhur kapıdan çıkıp stüdyoyu terk ettiğinde hepimiz rahatlamıştık, değil mi?

The Truman Show’un sonunda Truman o meşhur kapıdan çıkıp stüdyoyu terk ettiğinde hepimiz rahatlamıştık, değil mi?

Nihayet gerçekliğe kavuştu demiştik. Jean Baudrillard bugün mezarından kalkıp gelseydi muhtemelen suratımıza güler ve şunu söylerdi: Truman dışarı çıkmadı, sadece daha büyük bir stüdyoya adım attı.

Ancak artık dışarısı yok, çünkü içerisi o kadar konforlu ki kimse kapıyı aramıyor.

Şu an bu satırları okurken The Truman Show stüdyosundan bahsediyoruz ama ben bu yazıyı, her gün binlerce aynı tip ürünün sevk edildiği, her şeyin barkodlandığı ve insanın bir sayıya dönüştüğü o mekanik soğukluğun içinden süzüyorum.

Truman Show Bir Komedi Değildi: Kendi Simülasyonumuzun Gardiyanı Olmak
Truman Show Bir Komedi Değildi – Vikipedi

Seahaven’dan Instagram’a: Dekor Değişti, Esaret Aynı

Truman, Seahaven adasında sahte bir gökyüzü ve kurgulanmış komşularla yaşıyordu. Biz ise bu dekoru kendi ellerimizle, cebimizdeki cam ekranların arkasında inşa ediyoruz.

Truman’ın hayatını Christof yönetiyordu; bizim hayatımızı ise algoritmalar ve beğeni butonları yönetiyor.

Baudrillard’ın o meşhur tezi şudur: Simülasyon, gerçeği gizlemez; gerçeğin artık gerçek olmadığını gizler.

Instagram’da paylaştığın o kusursuz kahvaltı karesi, senin hayatının bir parçası değil; yaşaman gereken ideal hayatın bir simülasyonudur.

Sen o kareyi paylaştığın an, o anın gerçekliğini öldürür ve onu bir imaja hapsedersin. Artık o kahvaltının tadı değil, nasıl göründüğü önemlidir. Tıpkı Truman’ın yediği sahte yiyecekler gibi, biz de sahte anlarla besleniyoruz.

Christof Aramızda: Kendimizi Gözetlemek

The Truman Show’da bir yönetmen vardı. Bugün ise her birimiz kendi hayatımızın hem başrolü hem de yönetmeniyiz.

Kendimizi sürekli başkalarının gözüyle görüyor, kendi hayatımızı bir kurgu gibi izliyoruz. Bir kafeye oturduğumuzda Burada nasıl görünürüm? diye düşünüyorsak, Seahaven’ın o kurgu sokaklarından hiçbir farkımız kalmamıştır.

Christof, Truman’a şunu demişti: Dünya senin yaşadığın yer kadar sahte. Aynı yalanlar, aynı aldatmacalar… Ama benim dünyamda korkacak bir şeyin yok.

İşte modern insanın trajedisi burada başlıyor: Gerçeğin belirsizliğinden korktuğumuz için, simülasyonun konforuna sığınıyoruz.

LinkedIn’deki o sahte başarı hikayeleri, Twitter’daki o yapay öfkeler bizi gerçek bir şeyler yapıyormuşuz illüzyonuna inandırıyor. Oysa sadece dekorların arasında dönüp duruyoruz.

Çıkış Kapısı Nerede?

Truman, denizin bittiği yerde o duvara dokunduğunda dünyası başına yıkılmıştı. Bizim duvarımız nerede?

Belki de o duvar, telefonumuzu kapattığımızda karşılaştığımız o karanlık sessizliktedir. Ama o sessizlik o kadar ağır geliyor ki, hemen bir bildirim ile stüdyonun ışıklarını geri açıyoruz.

Baudrillard, Sistem ancak kendisiyle aynı kurallara göre oynamayı reddettiğinizde çöker, der.

Eğer bu simülasyondan çıkmak istiyorsak, önce kendi mükemmel imajımızı öldürmeliyiz. Kusurlu, dertli, kurgulanmamış ve beğenilmeyi umursamayan o çıplak gerçeğe dönmeliyiz.

Truman en azından bir duvara dokunabildi. Siz ise dokunduğunuz cam ekranların sıcaklığını gerçeklik sanıyorsunuz.

Kendi simülasyonunuzun gardiyanı olduğunuzu kabul etmediğiniz sürece, kapı her zaman kapalı kalacak.

Ben o kapıyı zorluyorum; ya siz?

Yazar: Nizamettin Gümüş

Gündüzleri fabrikanın o bitmek bilmeyen ritminde, akşamları ise bu ekranın başında; sadece bakıyor ve gördüklerini tasnif ediyor. Ne bir titri var ne de uyması gereken bir standardı. Modern dünyanın gürültüsünü alkışlamak yerine, o gürültünün içindeki sessiz boşlukları arıyor. Uzlaşmak, sevilmek ya da onaylanmak gibi bir derdi yok. Tek meselesi; her şeyin paketlenip bir sayıya dönüştüğü bu çağda, insan kalmanın ne demek olduğunu kendine hatırlatmak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.