Türk Edebiyatı Wattpad Çukurunda mı Boğuluyor?

üzerine, dijital bir balçık gibi yapışan, estetikten ve derinlikten yoksun, tamamen ticari kaygılarla üretilmiş devasa bir yığın dökülüyor. Bu yığının adı: Wattpad Edebiyatı.

Edebiyat, bir milletin hafızası, düşünce kalesi ve estetik zirvesidir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın zamanı ilmek ilmek işlediği, Oğuz Atay’ın tutunamayan ruhlara ayna tuttuğu, Yaşar Kemal’in toprağın kokusunu kelimelere sindirdiği bir gelenekten geliyoruz.

Ancak bugün, bu görkemli mirasın üzerine, dijital bir balçık gibi yapışan, estetikten ve derinlikten yoksun, tamamen ticari kaygılarla üretilmiş devasa bir yığın dökülüyor. Bu yığının adı: Wattpad Edebiyatı.

Bir zamanlar kitabın basılması, bir editörün süzgecinden geçmesi, bir yetkinlik onayı alması anlamına gelirdi. Bugün ise tıklanma sayısı, edebi kalitenin yegane ölçütü haline geldi.

Edebiyatımız, nitelikli bir derinlik arayışından, anlık hazlara dayalı sığ bir popülizme, yani bir çukura doğru hızla sürükleniyor.

Peki, bu çukurun derinliği ne kadar ve biz oradan çıkabilecek miyiz?

Algoritmanın Diktatörlüğü: Sanatçının Ölümü

Geleneksel edebiyatta yazar, bir derdi olan, topluma veya bireye dair bir hakikati arayan kişidir. Yazar, okuyucunun duymak istediğini değil, duyması gerekeni yazar.

Wattpad ve benzeri dijital platformlar ise bu denklemi tersine çevirdi. Artık yazar, bir sanatçı değil, bir içerik üreticisidir.

Bu platformlarda başarı, algoritmanın kölesi olmaktan geçer. Bölümlerin cliffhanger (heyecanlı son) ile bitmesi, okuyucuyu sürekli yorum yapmaya teşvik edecek ucuz polemikler yaratılması, edebi bir tercih değil, sistemsel bir zorunluluktur.

Yazar, hikayenin içsel tutarlılığını veya karakter gelişimini değil, okunma sayısını ve yorum etkileşimini düşünmek zorundadır.

Sonuç? Birbirinin kopyası kurgular, derinliksiz karakterler ve sırf etkileşim artsın diye hikayeye eklenen mantık dışı kaoslar.

Bu mekanizma, Dostoyevski’yi veya Tanpınar’ı barındıramaz; çünkü suç ve ceza kavramını, içsel buhranları ve zaman algısını like butonuna indirgeyemezsiniz.

Edebiyat, algoritmanın hızına yenik düşmüş, sindirilerek okunması gereken metinler, fast-food gibi tüketilen bölümlere dönüşmüştür.

Klişeler Cehennemi ve Toksik Romantizm

Wattpad edebiyatının (buna edebiyat demek ne kadar doğruysa) en büyük günahı, topluma enjekte ettiği zehirli ilişkiler ağıdır.

Bu mecrada çok okunan eserlerin %90’ı aynı şablona dayanır:

  • Karanlık, zengin, kaslı ve şiddete meyilli erkek: Genellikle mafya, holding patronu veya okulun belalı tipi. Psikolojik şiddet uygulaması korumacılık, fiziksel şiddete meyilli olması tutku olarak pazarlanır.
  • Sakar, masum, fakir ve iradesiz kız: Erkeğin tüm toksik davranışlarını sineye çeken, kendi ayakları üzerinde durmak yerine erkeğin gücüne sığınan bir profil.

Bu şablon, edebiyatın insanı yüceltme misyonuna ihanettir. Genç zihinlere, aşkın acı çekmek olduğu, kıskançlığın şiddetle ifade edilmesinin normal olduğu, kadının erkeğin gölgesinde var olabileceği fikri aşılanmaktadır.

Bu kitaplar sadece edebi bir zevksizlik değil, aynı zamanda sosyolojik bir tehlikedir.

Eskiden romanlar, Aşk-ı Memnu gibi eserlerle yasak aşkın psikolojik yıkımını, Kürk Mantolu Madonna ile ruhsal yalnızlığı anlatırdı.

Şimdi ise Zoraki Evlilik, Mafyanın Kölesi gibi başlıklarla, kadını bir meta haline getiren, şiddeti pornografik bir haz nesnesine dönüştüren metinler roman diye satılıyor. Bu, kültürel bir yozlaşma değilse nedir?

Yayıncılık Sektörünün İhaneti: Kapı Bekçilerinin İflası

Eskiden yayınevleri, edebiyatın kapı bekçileri (gatekeepers) idi. Her dosya basılmaz, her karalama kitap olmazdı. Editörler, metni işler, yazarı geliştirir, hamlığı atardı.

Ancak son 10 yılda yayıncılık sektörü, edebiyatın değil, paranın bekçisi olmayı seçti.

Yayınevleri artık Bu dosya edebi açıdan ne vaat ediyor? diye sormuyor. Bu yazarın Wattpad’de kaç milyon takipçisi var? diye soruyor.

Milyonlarca kez tıklanmış, dil bilgisi hatalarıyla dolu, kurgusu dökülen metinler, hiçbir editoryal süzgeçten geçirilmeden, sırf hazır alıcısı var diye kitaplaştırılıyor.

Raflar, kapağında kaslı erkek ve üzgün kadın illüstrasyonları olan, içi boş, imla hatalarıyla dolu kitaplarla doldu.

Bu durum, gerçek yazarların, yani kelimelerle dans eden, dili bir kuyumcu titizliğiyle işleyen, ancak sosyal medyada fenomen olmayan yazarların önünü tıkıyor.

Nitelikli edebiyat, market raflarında satılan bu tüketim nesnelerinin gölgesinde boğuluyor. Yayıncılar, günü kurtarmak adına geleceğin okurunu zehirliyor.

Çünkü bu kitaplarla büyüyen bir neslin, ileride Oğuz Atay‘ın Tehlikeli Oyunlar‘ını anlama ihtimali her geçen gün azalıyor.

Türkçeye Suikast: Kelime Haznesinin Çöküşü

Bir dilin sınırları, o dili konuşanların dünyasının sınırlarıdır. Türk Edebiyatı, Osmanlı Türkçesinin zenginliğinden, Anadolu’nun yaşayan Türkçesine kadar geniş bir ırmaktan beslenir.

Ancak Wattpad çukuru, bu ırmağı kurutmaktadır.

Bu platformdaki metinlerde kullanılan kelime hazinesi ortalama 200-300 kelimeye sıkışmış durumda.

Betimlemelerin yerini emojiler, derinlikli diyalogların yerini trip atmak, gömçürmek gibi sokak ağzının en sığ halleri, duygu tahlillerinin yerini ise büyük harflerle yazılmış çığlıklar (ASDFGHJKL gibi anlamsız harf yığınları) aldı.

Tanpınar’ın hüzün, melal, tahattür gibi kelimelerle kurduğu o ince atmosfer; yerini depresyondayım, mood’um düştü sığlığına bıraktı.

Dil, düşüncenin aracıdır. Dili bu kadar fakirleşen bir neslin, karmaşık düşünceler üretmesi, felsefi sorgulamalar yapması, hayatı derinlemesine kavraması mümkün değildir.

Wattpad edebiyatı, sadece kurgusal bir çöküş değil, aynı zamanda dilsel bir soykırımdır.

Okur Profilinin Değişimi: Fanatizm Kültürü

Artık okur yok, fan (hayran) var.

Edebiyat okuru eleştireldir. Okuduğu metni sorgular, yazarla tartışır, metnin alt metnini arar. Wattpad kültürüyle yetişen kitle ise okuduğu karaktere aşık olur, yazarı bir idol gibi görür.

Bu kitleye, okudukları metnin edebi açıdan zayıf olduğunu söylediğinizde, mantıklı bir karşı argüman alamazsınız; linç edilirsiniz. Çünkü onlar için kitap, estetik bir nesne değil, bir aidiyet aracıdır.

Kitap karakterleri üzerinden gruplaşmalar, sanal kavgalar, yazara tapınma ritüelleri, edebiyatın doğasına aykırıdır. Bu fanatizm, eleştiri kültürünü öldürür. Eleştirinin olmadığı yerde ise gelişme olmaz, sadece çürüme olur.

Bu fan kitlesi, kitabı okumak için değil, sahip olmak için alır. Kitap fuarlarında saatlerce sıra bekleyip, yazara sarılıp ağlayan, ancak kitabın tek bir cümlesi üzerine derinlikli konuşamayan bir nesil türedi.

Bu, okuma eyleminin içinin boşaltılmasıdır. Kitap, bir düşünce eylemi olmaktan çıkıp, bir tüketim eylemine dönüşmüştür.

Karşı Argüman: Hiç Okumamalarından İyidir Yalanı

Bu çürümeyi savunanların en büyük sığınağı şudur: Ama en azından okuyorlar, hiç okumamalarından iyidir. Belki bunlarla başlayıp sonra klasiklere geçerler.

Bu, kuyruklu bir yalandır.

Çöp yiyerek beslenen birinin, günün birinde gurme olmasını bekleyemezsiniz.

Zihni, sığ kurgulara, basit cümle yapılarına ve toksik ilişki modellerine alışan bir okur; Proust‘un, Woolf‘un veya Tanpınar‘ın metinlerindeki zihinsel eforu kaldıramaz. O eşik bir kez düştüğünde, yukarı çıkmak çok zordur.

Kötü kitap, okuma alışkanlığı kazandırmaz; zihni tembelleştirir. Okumak, pasif bir eylem değil, aktif bir zihinsel inşadır.

Wattpad metinleri ise okuyucuyu pasifize eder, ona her şeyi hazır verir, hayal gücüne yer bırakmaz. Dolayısıyla bu metinler, nitelikli edebiyata bir basamak değil, tam tersine, nitelikli edebiyatın önündeki en büyük engeldir.

Tünelin Ucundaki Işık mı, Yaklaşan Tren mi?

Türk Edebiyatı şu an bir yol ayrımında değil, bir uçurumun kenarındadır. Wattpad ve türevi platformların yarattığı bu çukur, sadece dijital bir mecra sorunu değildir; yayıncısından okuruna, yazarından eğitimcisine kadar topyekun bir kültür sorunudur.

Elbette dijitalleşme kaçınılmazdır ve kendi başına kötü değildir. Ancak teknolojinin, sanatın içeriğini belirlediği, niteliğin niceliğe (sayılara) kurban edildiği bu düzen, edebiyatı öldürmektedir.

Eğer biz, çok tıklandı diye basılan o kağıt israflarına dur demezsek; yayınevlerinden nitelik talep etmezsek; çocuklarımızın elindeki o zehirli metinleri okuyor işte ne güzel diye görmezden gelirsek; yarınlarımızı düşünmekten aciz, kelime hazinesi 200’ü geçmeyen, ilişkileri şiddet ve sahip olma üzerine kurulu, estetik zevki körelmiş bir toplumla karşı karşıya kalacağız.

Edebiyat; boş zamanları değerlendirme aracı değil, hayatı anlama sanatıdır. Bu sanatı, algoritmaların ve ergen hezeyanlarının insafına terk edemeyiz.

Bu çukurdan çıkışın tek yolu; yeniden zor olana, derin olana, nitelikli olana talip olmaktır.

Aksi takdirde, boğulan sadece edebiyatımız değil, bizzat geleceğimiz olacaktır.

Yazar: Nizamettin Gümüş

Gündüzleri fabrikanın o bitmek bilmeyen ritminde, akşamları ise bu ekranın başında; sadece bakıyor ve gördüklerini tasnif ediyor. Ne bir titri var ne de uyması gereken bir standardı. Modern dünyanın gürültüsünü alkışlamak yerine, o gürültünün içindeki sessiz boşlukları arıyor. Uzlaşmak, sevilmek ya da onaylanmak gibi bir derdi yok. Tek meselesi; her şeyin paketlenip bir sayıya dönüştüğü bu çağda, insan kalmanın ne demek olduğunu kendine hatırlatmak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.