Matbaanın Besmelesi: Vankulu Lugatı Neden Bir Devrimdi?

İbrahim Müteferrika Matbaası’nın ilk eseri Vankulu Lugatı, sadece bir sözlük değil, Osmanlı zihniyetindeki dönüşümün sembolüdür.

İbrahim Müteferrika Matbaası’nın ilk eseri Vankulu Lugatı, sadece bir sözlük değil, Osmanlı zihniyetindeki dönüşümün sembolüdür.

Eserin teknik yapısı, basım süreci ve sosyolojik etkilerinin derinlemesine incelemesi.

Osmanlı İmparatorluğu’nda matbaanın kuruluşu (1729), sadece teknik bir yenilik değil, aynı zamanda sosyolojik bir kırılmadır.

Bu kırılmanın tam merkezinde ise, İbrahim Müteferrika‘nın matbaasında basılan ilk kitap olma şerefine erişen Vankulu Lugatı durur.

Tarih kitaplarında ilk basılan eser denilip geçilen bu kitap, aslında Osmanlı ilim dünyasının, şairlerin ve bürokrasinin can damarıydı.

Peki, binlerce el yazması eser varken, Müteferrika neden risk alıp bu devasa sözlüğü seçti? İşte Vankulu Lugatı’nın görünmeyen yüzü.

Eserin Kökeni: Sıhah Ekolü ve Otoritesi

Matbaanın Besmelesi: Vankulu Lugatı Neden Bir Devrimdi?
İbrahim Müteferrika Matbaası’nın ilk eseri Vankulu Lugatı, sadece bir sözlük değil, Osmanlı zihniyetindeki dönüşümün sembolüdür.

Vankulu Lugatı, sıfırdan yazılmış bir eser değildir. Temeli, Farabi’nin çağdaşı olan büyük dil âlimi İsmail b. Hammâd el-Cevherî‘nin (ö. 1003) Tâcü’l-luga ve sıhâhu’l-arabiyye (kısaca es-Sıhah) adlı Arapça sözlüğüne dayanır.

Cevherî’nin bu eseri, Arap dil biliminde Sıhah Ekolü‘nü başlatacak kadar güçlü bir otoriteydi.

16. yüzyılda yaşayan Vani Mehmed Efendi, bu eseri Türkçeye tercüme ederken sadece kelime karşılıklarını vermemiş, esere şerh (açıklama) mahiyetinde eklemeler de yapmıştır.

Bu yüzden eser, asıl yazarından çok çevirmeniyle, yani Vankulu adıyla markalaşmıştır.

Müteferrika’nın Stratejik Dehası: Neden Kur’an Değil de Sözlük?

İbrahim Müteferrika matbaayı kurduğunda, tutucu çevrelerden ve hattatlardan (el yazması ile geçinenler) büyük bir tepki gelmesi muhtemeldi. Müteferrika burada stratejik bir hamle yaptı:

Dini Hassasiyet: Dini eserlerin (Kur’an-ı Kerim gibi) basımı, hürmetsizlik olabileceği gerekçesiyle o dönem tepki çekebilirdi. Ancak Sözlük, ilmi bir araçtı.

Fetva ile Meşruiyet: Dönemin Şeyhülislamı’ndan alınan fetva ile dini olmayan (âli olmayan) ilimlerin basılmasına izin verildi. Vankulu Lugatı, bu fetvanın koruması altındaki en güvenli ve en ihtiyaç duyulan limandı.

Pazar Payı: Medrese öğrencileri, kadılar, müftüler ve kâtipler için Arapça hayati önemdeydi. Piyasada el yazması nüshalar hem çok pahalıydı hem de kopyalama hatalarıyla doluydu. Matbaa, hatasız ve standart bir nüshayı, daha ulaşılabilir bir maliyetle sundu.

Teknik Bir Detay: Şairlerin Gözdesi Kafiye Sistemi

Vankulu Lugatı‘nın o dönem çok satan (Best Seller) olmasının en teknik sebebi, tertip usulüdür. Modern sözlükler kelimenin ilk harfine göre (Alfabetik) sıralanır.

Ancak Vankulu Lugatı, Bab ve Fasıl sistemine göre düzenlenmiştir.

Sıralama Mantığı: Kelimeler, son harflerine (köklerine) göre sıralanmıştır.

Kullanım Amacı: Bu sistem, özellikle Divan şairleri için bulunmaz bir nimetti. Bir gazel yazarken sonu mim ile biten bir kafiye arayan şair, Vankulu’yu açıp sonu mim ile biten tüm kelimeleri bir arada görebiliyordu.

Bu özellik, kitabı sadece bir sözlük olmaktan çıkarıp, bir Edebiyat Mutfağı aracı haline getirdi.

Vani Mehmed Efendi: Vankulu Kimdir?

Eserin mütercimi Vani Mehmed Efendi, aslen Vanlı olduğu için Vankulu (Van’ın kulu/kölesi) lakabıyla anılmıştır.

Kanuni Sultan Süleyman döneminin sonlarında ve II. Selim döneminde yaşamıştır. Medine kadılığı gibi yüksek bürokratik görevlerde bulunmuş, Arapçaya olan vukufiyeti (hakimiyeti) sayesinde, Sıhah gibi zor bir metni, Türkçenin incelikleriyle harmanlamayı başarmıştır.

Bir Kitaptan Fazlası

İki cilt halinde basılan ve toplamda 1000 adetten fazla satılan Vankulu Lugatı, Osmanlı’da matbu kültürün (basılı kitap) rüştünü ispat ettiği eserdir.

Bilginin kişiye özel el yazması lüksünden çıkıp, kamuya açık standart bilgi haline gelmesinin ilk adımıdır.

Bugün sahaflarda veya müzelerde gördüğümüz o devasa ciltler, Türk yayıncılık tarihinin temel taşıdır.

Yazar: Nizamettin Gümüş

Gündüzleri fabrikanın o bitmek bilmeyen ritminde, akşamları ise bu ekranın başında; sadece bakıyor ve gördüklerini tasnif ediyor. Ne bir titri var ne de uyması gereken bir standardı. Modern dünyanın gürültüsünü alkışlamak yerine, o gürültünün içindeki sessiz boşlukları arıyor. Uzlaşmak, sevilmek ya da onaylanmak gibi bir derdi yok. Tek meselesi; her şeyin paketlenip bir sayıya dönüştüğü bu çağda, insan kalmanın ne demek olduğunu kendine hatırlatmak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.