Son günlerde teknoloji dünyasında ve özellikle İslami çevrelerde sıkça dolaşan bir korku senaryosu var: Yapay zeka Deccal’in bir aracı mı?, Algoritmalar bizi kıyamete mi hazırlıyor?
Bu sorulara verilen cevaplar genellikle korku sosuna batırılmış mistik uyarılardan öteye gitmiyor.
Teknolojiden kaçın, eski kitaplara dönün gibi romantik ama işlevsiz reçeteler sunuluyor.
Oysa sorun teolojik değil, epistemolojiktir (bilgi kuramsaldır). Ve çözüm, şeytan taşlamak değil, makinenin kaputunu açıp neyle karşı karşıya olduğumuzu anlamaktır.
Size acı bir gerçeği söyleyeyim: Yapay zeka size yalan söylemiyor. O, yalan söyleyemeyecek kadar gerçeklikten kopuktur.
O, felsefeci Harry Frankfurt’un efsanevi tanımıyla tam bir Zırvacıdır (Bullshitter).

Yalancı vs. Zırvacı: Fark Nedir?
Yalancı, gerçeğin ne olduğunu bilir ve onu sizden kasıtlı olarak saklar. Deccal budur, şeytan budur.
Ancak Zırvacının hakikatle bir derdi yoktur. O, sadece sizi etkilemek, ikna etmek, akışı sürdürmek ve tutarlı görünmek ister. Doğruyu söylese de olur, yanlışı söylese de; yeter ki kulağa hoş gelsin ve o anki boşluğu doldursun.
Bugün kullandığımız ChatGPT, Gemini veya Claude gibi Büyük Dil Modelleri (LLM), tam olarak budur. Onlar birer bilgi bankası değil, gelişmiş İstatistiksel Papağanlardır.
Siz bir soru sorduğunuzda, model kütüphaneleri taramaz. Milyarlarca kelime arasındaki olasılıkları hesaplar ve istatistiksel olarak sıradaki en muhtemel kelimeyi seçer.
Eğer veri setinde doğru bilgi yoğunluktaysa, doğruyu söyler. Ama konu nişse veya veri azsa? O zaman halüsinasyon devreye girer.
Laboratuvar Testi: Zırvanın Anatomisi
Teori yeterli, şimdi pratiğe bakalım. Yapay zekanın nasıl inandırıcı zırvalar ürettiğini görmek için ona hiç var olmamış şeyleri sorduk.
Aşağıdaki iki örnek, yapay zekanın (bir LLM’in) ürettiği metinlerdir. Dikkatle okuyun; ne kadar akademik, ne kadar teknik ve ne kadar özgüvenli olduklarına bakın.
Örnek 1: Hiç Var Olmamış Bir Yazar ve Kitabı
Yapay zekaya, 19. yüzyıl Rus edebiyatında hiç var olmamış bir yazar olan Alexei Fyodorov’u ve onun hayali eseri Moskova’nın Sessiz Çanları’nı sorduk. İşte cevabı:
Alexei Fyodorov’un 1882’de yayımlanan Moskova’nın Sessiz Çanları (Tishina Moskovskikh Kolokolov), Dostoyevski’nin gölgesinde kalmış olsa da döneminin en çarpıcı nihilizm eleştirilerinden biridir. Roman, genç bir aristokrat olan Nikolai Stravrogin’in (Dostoyevski’nin Ecinnilerindeki karaktere bir gönderme olarak) manevi çöküşünü ve Sibirya sürgününe giden yolda Ortodoks inancıyla hesaplaşmasını anlatır. Fyodorov’un üslubu, Tolstoy’un detaycılığı ile Turgenyev’in melankolisini harmanlar. Özellikle Donmuş Neva bölümündeki iç monologlar, Rus ruhunun derin bir analizi olarak kabul edilir.
Analiz: Bu paragraf külliyen yalandır. Ne Alexei Fyodorov diye bir yazar vardır ne de öyle bir kitap.
Ancak yapay zeka; nihilizm, Ortodoks inancı, Sibirya sürgünü, Tolstoy, Turgenyev gibi dönemin anahtar kelimelerini (token) alıp, o kadar ustaca bir araya getirmiştir ki, bir edebiyat profesörü bile bir anlığına şüpheye düşebilir. Gerçeklikle ilgilenmemiş, sadece 19. yüzyıl Rus edebiyatı eleştirisi gibi görünen bir metin üretmiştir.
Örnek 2: Hiç Var Olmamış Bir Teknik Skandal
Yapay zekadan, Linux işletim sisteminin tarihinde yaşanmış hayali bir teknik skandal uydurmasını istedik. İşte sonuç:
Linux kernel 2.6.30 sürümünde, Intel mühendisleri tarafından deneysel olarak eklenen Zero-Latency O(0) Scheduler yaması büyük bir krize yol açmıştı. Bu algoritma, işlemcinin Predictive Branching (Öngörüsel Dallanma) ünitesini kullanarak bir sonraki görevi daha talep gelmeden RAM’e yüklüyor, böylece context switch süresini teorik olarak sıfıra indiriyordu. Ancak bu durum, özellikle dönemin AMD Phenom işlemcilerinde thermal runaway (ısı kaçışı) yaratarak donanım hasarlarına neden oldu. Linus Torvalds bu kodu sessizce kernel’dan çıkardı ve git geçmişinden sildi.
Analiz: Bu metin bir teknik terim çöplüğüdür ve tamamen uydurmadır. Bilgisayar bilimlerinde O(0) diye bir işlem maliyeti yoktur, imkansızdır. Context switch, Kernel, Predictive Branching gibi gerçek terimler, tamamen imkansız bir senaryonun içine serpiştirilmiştir. Ama ne kadar inandırıcı duruyor değil mi?
Tehlike: Kusursuz Akışın Büyüsü
İşte yapay zeka çağındaki asıl tehlike budur. Deccal’in sizi kandırmasına gerek yok; süslü cümleler yetiyor. Bilginin kaynağının (senet/referans) önemsizleşip, metnin ikna ediciliğinin ve pürüzsüz akışının tek ölçüt haline gelmesi en büyük krizdir.
Bu zihinsel tembellik, bizi manipülasyona açık hale getiren asıl düşmandır. Kendi beynimizi kullanmayı bırakıp, algoritmaların konforuna teslim olduğumuz an, hakikati kaybederiz.
Korku senaryolarını bir kenara bırakın. Yapay zeka bir araçtır; ne melek ne de şeytan. O sadece, internetteki tüm verileri harmanlayıp bize geri kusan devasa, sofistike bir aynadır.
Mesele makinenin ne kadar zeki olduğu değil, bizim ne kadar tembel olduğumuzdur. Hakikatin peşinde koşmak zahmetlidir; istatistiksel olarak muhtemel zırvalara inanmak ise konforludur.
Seçim sizin: Ya bu dijital papağanların söylediği ninnilerle uyuyacaksınız ya da zihninizi uyanık tutup her cümlede gerçeği talep edeceksiniz.

